Anne ve Babaların Çocuklarına Karşı Davranışları Nasıl Olmalı

0
9684

 

Çocuklarımız  dünyaya geldiklerinde tertemiz  ve bembeyaz bir kağıt gibidir, neyi yazarsanız onu okursunuz. Çocukların beyni  boş bir kaset gibidir, neyi kaydederseniz onu dinlersiniz. Nitekim Kuran-ı Kerimde Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: «Siz hiçbir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi» ( Nahl suresi- 78)

Çocuklar yemesini, içmesini, konuşmasını, davranışlarını, inançlarını, değerlerin, iyiyi, kötüyü… her şeyi önce anne ve babasından öğrenir. Çocuklar anne ve babalarının söylediklerine değil, yaptıklarına bakarlar. Çocuklar, anne ve baba neyi nasıl yapıyorsa aynen onu modellerler. Anne ve babanın sözleriyle, davranışlarıyla, yaşantısıyla… çocuklarına iyi birer örnek olmaları gerekir. Anne ve baba çocuklarının nasıl biri olmalarını, nasıl davranmalarını istiyorlarsa önce kendileri öyle davranarak örnek olmalıdır.

Hz. Peygamber: «Her doğan çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Sonradan anne ve babası onu Musevi, Hıristiyan, Mecusi… yapar» buyurmaktadır.

Çocuklar günahsız olarak dünyaya gelirler. Onun iyi veya kötü insan olmasında en büyük sorumluluk anne ve babaya aittir. Anne ve babaya göre en iyi çocuk: Sadece sınavlardan en yüksek notu alan, girdiği sınavları kazanan, en iyi okullarda okuyan, en cazip meslekleri kazanan… çocuk olmamalıdır.

Çocuğun sınavlarda üstün başarı göstermesi hayatta da üstün başarı göstereceği anlamına gelmez. İnsanlar diploma derecelerine göre toplumda yer edinmezler. Kişiliklerine, başarılarına, insanlarla olan  ilişkilerine ve iletişimlerine göre toplumda kendilerine yer edinirler.

Anne ve babalar çocukları üzerinde söz, davranış ve beden dilleri ile etkili olurlar. Anne ve babalar çocuklarına karşı sevgi dolu, merhametli, şefkatli,  tatlı, yumuşak, hoşgörülü ve bağışlama  temelli  yaklaşmalıdır

Nitekim Kuran-ı kerimde Allah (cc) peygamberine hitaben şöyle buyurmaktadır:

“Sen insanları Allah yoluna hikmetle, güzel ve makul öğütlerle dâvet et, gerektiği zaman da onlarla en güzel tarzda mücadele et.” (Kalem suresi, 68/4)

“İnsanlara yumuşak davranman da Allah’ın merhametinin eseridir. Eğer katı yürekli, kaba biri olsaydın, insanlar senin etrafından dağılıverirlerdi.” (Âl-i İmrân suresi, 3/159)

Yine Hz Peygamber, “(gündüzleri) oruç tutan (geceleri) ibadetle geçiren kişinin ulaştığı dereceye, kulun güzel ahlâkla ve mülâyemetle ulaşabileceğini” bildirmektedir.

Anne ve babalar öncelikli olarak, çocuklarına olumlu davranışlar kazandırma ve sağlam bir kişilikle  yetiştirmeye özen göstermelidirler.

En sert ve en katı insanlar bile tatlı dil ve güler yüz karşısında yumuşama gösterirler. Dilimize yerleşmiş olan “Tatlı söz, yılanı deliğinden çıkartır.” Atasözü çok şeyi anlatmaktadır.

Anne ve babalar hangi yaşta çocuğuna nasıl gelişim göstereceğini ve o yaştaki bir çocuğa karşı nasıl davranılması gerektiğini bilmelidir. Çocuğun yaşına, gelişimine ve ruhsal yapısına uygun davranılmalıdır: Çocuklar 0-3 yaş grubunda her şeyi keşfetmek isterler, meraklıdırlar, inatçı olabilirler, çok soru sorarlar, her yeri karıştırırlar… Bu yaştaki çocuğun sorularına cevap verilmeli, çocukla inatlaşılmamalı ve dikkati başka yöne çekilmeli, çocuğa zarar verecek veya kırılacak eşyalar ortadan kaldırılmalıdır…

Anne ve babanın çocuğa karşı söz, tutum ve davranışları, çocuğun ileride nasıl bir kişi olacağını belirler ve onun kişilik, zihinsel, fiziksel ve sosyal gelişimi üzerinde oldukça etkili olur.

Bazı ailelerde çocuğa karşı aşırı disiplin ve yetersiz sevgi gösterilir. Bu yöntem klasik Türk aile yapısını yansıtmaktadır. Çocuk adına bütün kararları anne ve babalar alır. Kurallar anne ve baba tarafından konur.  Çocuğun fikri sorulmaz, çocuk dinlenmez, çocuğa seçme hakkı verilmez ve ailede   katı bir disiplin hakimdir. Çocuğa “şımarır “ endişesi  ile sevgi belli edilmez.

Bu durumdaki bir çocuk, yaptığı şeyler güzel olsa da, beğenilmeyeceği ve ceza korkusu ile söylemez. Çocuk her şeye şüpheyle bakar,  yaptığı iş takdir edilmediği, kendisine değer verilmediği için, çekingen olur. Çocuklar istedikleri gibi değil, istenildiği gibi davranırlar. Yönetilmeye hazırdırlar.

Çocukların kendisini ifade etmesine, gerektiğinde tercih yapmasına fırsat verilmelidir. Bir şeyin yapılması gerekiyorsa bu çocuğa nedenleri ile anlatılıp ikna edilmelidir. Bazen anne ve babalar kendi gerçekleştiremedikleri şeyleri çocukları gerçekleştirsin isterler. Onun ilgi ve yeteneklerini bilmeden onun adına meslek seçerler.

Bazı aileler çocuklarına aşırı sevgi gösterirler ve aşırı disiplinsiz yetişmesine göz yumarlar. Böyle bir ortamda yetişen çocuklar: her dediği yapıldığı, her istediğini elde ettiği, hiçbir hareketine engel olunmadığı için;  çok şımarık, bencil, kuralsız, disiplinsiz, doyumsuz, sınır tanımaz, olurlar. Kendilerine hayır denilmesine katlanamaz, ,nsanlarla uyum problemi yaşar, eleştiriyi kabul etmez, gurur ve kibirli olurlar.

Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: “ Sizin bir şeyi aşırı derecede sevmeniz sizi sağır, dilsiz ve kör yapar” Yani o kadar çok seversiniz ki hatalarını görmezsiniz, hatalarını duymazsınız, hataları karşısında bir söz söylemezsiniz. Çocuğun yaptığı hatalar hoş görüldüğü, çocuğa hatası dolayısıyla tepki gösterilmediği ve çocuğa hataları söylenmediği için çocuk hata yapmakta devam eder.  Anne ve baba çocuğunu ölçülü sevmeli, çocuğa yaşına ve gelişimine uygun sevgi gösterilmeli, bazen de sevgi aşırı derecede söz ve davranışlara yansıtılmamalıdır. Çocuğun yaptığı hataları görmemezlikten gelmemeli, gerekli ikazlar yapılmalıdır.

Bazı anne ve babadan biri merhametli ve aşırı hoşgörülü, diğeri ise sert ve otoriter olduğu için anne ve baba çocuğa karşı aynı davranışı gösteremezler. Çocuğun bir davranışını anne onaylarken baba onaylamaz veya anne onaylamazken baba onaylar. Bu durum sık sık yaşanır.  Böyle bir ortamda yetişen çocuk kararsız olur. Kendi fikirlerini savunamaz. İnsanlara karşı güvensiz olur. Bazı konularda sık sık fikir değiştirebilir.

Anne ve babaların görüşleri bir konuda farklı ise, konunun uzmanından destek alınmalı, çocuğun karşısına tek kararla çıkılmalıdır. Verilen kararlar konunun uzmanları ile yapılan istişareye dayanırsa hata payı az olur. Çocuğun yanında anne ve baba verilen karar hakkında tartışmamalıdır. Kendi aralarında en uygun kararda birleşip çocuğun da görüşü alınarak karar verilmelidir.

Bazı ailelerde çocukla ilgilenilmez. “Saldım çayıra mevlam kayıra “ anlayışı hakimdir. Çocuğun varlığı ve ne yaptığı unutulmuştur. Anne ve babalar çocuklarının ruhsal durumlarıyla, okul başarısıyla, çocuğun sorunları ile ilgilenmez. Çocuklarına  zaman ayırmaz ve çocukları için bir şeyler yapmazlar. Bu tip ortamda yetişen çocuklarda  kural tanımama, okuldan kaçma, zamanı iyi değerlendirmeme, suça eğilimli olma, başına buyruk yaşamayı isteme gibi   davranışlar  gelişir.

Bazı ailelerde anne ve babalar çocukları için  aşırı derecede kaygılıdırlar. Anne ve baba her şeyden endişe ederler. Aşırı korumacı davranırlar. Çocuğa aşırı sevgi verilir fakat sorumluluk verilmez. Çocuğun okul çantasını hazırlamak, giysilerini seçmek ve giydirmek, ödevlerini yapmak, çantasını taşımak, oturduğu sırayı temizlemek… anne tarafından yapılır. Aşırı korunan çocuklar  anne ve baba gözünde hiç büyümeyen yetişkin çocuk olarak kalırlar. Her şeylerini anne yapar. Sorumluluk duygusu gelişmemiş çocuk, ürkek, çekingen ve şımarık olur. Kendi başlarına karar alamazlar. Bu tip çocuklara çantasını hazırlama, odasını, oyuncaklarını  toplama ve taşıma gibi sorumluluklar verilmelidir. Yapabileceği işleri kendisinin yapmasına fırsat verilmelidir. Anne ve baba olmadan iş yapma ve karar alma becerisi gelişmez. Çocuk üniversiteyi bitirir iş görüşmesine anne veya babası ile gider…

Bir anımı paylaşmak isterim: Yıl 1983  Tuzla Piyade Okulunda yedek subay öğrenciyiz. Bölükte İzmirli bir arkadaş var, ailenin tek çocuğu imiş. Bir akşam o ailesini telefonla arar, ertesi akşam ailesi onu arar. Vaktinin önemli bir kısmı telefon kulübesinde geçerdi. Çok konuşan, cana yakın ve samimi bir arkadaştı. Adeta bölüğün maskotu idi. Ailesinden hiç ayrılmamış, hep İzmir de yaşamış, hayatında gittiği en doğu yer Manisa imiş. Acemi eğitimi bitti, kuralar çekildi… arkadaşın görev yeri Kars Damal Hudut Komutanlığı diye bir yere çıktı. O günden sonra o cana yakın insan gitti, yerine konuşmayan, donuk farklı bir insan geldi…

Anne ve babalar çocuklarını yaşayacağı çağa göre, çağın ihtiyacı olan bilgi ve beceriyi kazanacak şekilde yetiştirmelidirler. Çocuk hayatın zorluklarına göre yetiştirilmeli, kendisini diğerlerinden üstün görecek şekilde gururlu, kibirli… olarak yetiştirilmemelidir. Atalarımızın tabiri ile “ el kapısı var”, “ el ile eş olmak var.”  Geçek hayatta hiç kimse “annesinin prensesi veya prensi değildir.” Evde sana yardım edecek, hatalarını hoş görecek anne ve baba vardır. Çocuk gerçek hayatta tek başına kalmak ve başarmak  zorundadır. Çocuklar anne ve babası da olmadan hayatın zor şartları ile mücadele edebilecek ve insanlarla güzel ilişkiler kurabilecek tarzda yetiştirilmelidir.

Anne ve babalar çocuklarını koşulsuz sevmelidirler. “Teşekkür almazsan seni sevmem, şu işi yapmazsan seni sevmem… “ gibi koşullar çocuğa dayatılmamalıdır.

Çocuklar başkaları ile kıyaslanmamalı: “Dayının  oğlunun hiç zayıfı yokmuş… Komşunun kızı takdir almış… “ Çocuklar başkaları ile kıyaslanmaktan hoşlanmazlar. O kişiye karşı olumsuz duygular beslerler. Çocuk başarısız olduğunda kızılmamalı, çalışırsa başarabileceği söylenmeli, çocukta  var olan başarılı yönler ön plana çıkartılmalı ve yüreklendirilmelidir.

Çocuklar hata yaptıklarında hataları yüzüne vurulmamalıdır. Çocuğa karşı hoşgörülü ve affedici olarak yaklaşılmalıdır. Hatanın nedeni araştırılmalı, gerektiğinde rehberlik yapılmalıdır.

Çocuk hata yaptığında hoşgörülü yaklaşılmalıdır. Çocuklar hata yaptıklarında kişilikleri değil sadece yaptıkları hata hedef alınmalıdır: Senin  yaptığın şu davranış hem seni mahcup etti hem de beni mahcup etti. Sana bu davranışı yakıştıramadım,  dersek çocuk o davranışından vazgeçer. Ancak çocuğun kişiliğini hedef alıp “geri zekalı, aptal, sen hep böylesin… “ denirse çocuk içine kapanır, kendine olan güveni azalır…

Çocuk güzel bir iş yaptığında veya davranışta bulunduğunda sadece o iş veya davranış hedef alınmalı: Yaptığın şu iş beni çok memnun etti, sana da yakışan bu idi… “ dersek çocuk beğenilen o davranışı daha çok yapar. Ancak sen harikasın, Sen bir tanesin… gibi övücü şeyler söylersek çocuk şımarır…

İnsanlar beden dili ve davranışları ile insanlara çok şey anlatabilirler. Hayatımda hiç unutamadığım bir anımı sizlerle paylaşmak isterim: Ankara’da üç arkadaş aynı fakültede öğrenciyiz. Bir Kayserili, bir Trabzonlu ve bir Tokatlı üç arkadaşız. Tokatlı olan arkadaş çok halim selim, fedakar ve çalışkan. Her sabah kalkıyor kahvaltıyı hazırlıyor,  bakkaldan alışverişi yapıyor. Yetmedi odanın bütün temizlik ve düzen işlerini de o yapıyor. Lokantaya gidiyoruz parayı bile o ödüyor… Bir iki üç hafta geçti. Biz Trabzonlu arkadaşla göz göze geldik… o günden sonra birimiz yemek yapıyorsa diğerimiz bulaşık yıkıyor, bir diğerimiz odayı temizliyordu. Lokantaya gittiğimizde bu sefer parayı ben vereyim diye masanın altından parayı hazırlıyorduk… bu ders ömür boyu hayatımıza rehber oldu. O arkadaş bize hiçbir şey söylemeden davranışları ile iyi bir ders verdi.

Çocuk başkaları yanında küçük düşürülmemeli, kırıcı söz ve davranışlardan kaçınılmalıdır.  Çocuğa büyük adama davranır gibi değer verilmelidir. Çocuğa söylenecek hitap tarzı ve davranışlar onun kişiliğini şekillendirir. Çocuğun yaşı ilerledikçe beden dili, sözler ve davranışlar daha özenle seçilmelidir. Çocuk anne ve babaya karşı tavır takınacak reddiye getirilmemelidir. “Çok söyleme yüzsüz edersin, aç koyma hırsız edersin” atasözü boşuna söylenmemiştir. Baba babalığını bilmeli, evlat evlatlığını bilmelidir.

Çocuğa ulaşamayacağı afaki hedefler gösterilmemelidir. Çocuğa büyük hedefler gösterilirse küçük işleri beğenmez… yıllar geçer… o küçük dediği işi bile bulamayabilir. İnsanlar zirvelere tırmanarak çıkarlar.

Çocuklar on yaşına göre her şeyi oyun olarak görürler. Onlara oyunla öğretmek istediğimiz şeyi öğretebiliriz. Çocuklarda  sekiz yaşından sonra olayları daha iyi anlama  ve temyiz (iyiyi kötüden ayırt etme) becerisi gelişmeye başlarlar.

Yedi yaşına kadar çocuklarımız kucaklayıp öpebiliriz, yedi yaşından sonra kişiliğini kazanması için daha seviyeli davranılmalıdır. Ten teması azaltılmalı, daha çok beden dili ile, davranışlarla ve sözcüklerle sevgi gösterilmelidir. Erkek çocuğu ile güreşilebilir, daha sert oyunlar oynanabilir. Kız çocuklarına, kızlara uygun yaklaşım tarzı gösterilmelidir.

Çocukların yanında küfürlü sözler, argo kelimeler, lakap takmalar, yalan sözler… söylenmemelidir. Anne ve babalar çocuklarının yapmasını istemediği davranışları öncelikle kendileri yapmamalıdırlar. Çocuğun yanında sigara içmek, aşırı televizyon seyretmek, çocuklara vakit ayırmamak… doğru davranışlar değildir.

Bazı anne ve babalar “Biz çocuğumuzla arkadaşız” sözü doğru değildir. Anne ve baba çocuğu ile belirli yaş aralığında arkadaş gibi sorunlarını paylaşabilir… çocuğun da arkadaşa ihtiyacı vardır. Çok korunan çocuklar arkadaşları ile uyum sorunu yaşar. Arkadaşları anne ve bab gibi ona imtiyaz vermezler. Beceri ve uyumu kadar arkadaşı ve mutluluğu olur.Anne ve babalık sınırları belirlenmelidir.

Bazı babalar çocuklarına sert davranırlar, onunla yüz göz olmak istemezler, büyüklerinin yanında sevmezler… Yalnız kaldıklarında yaptığı hatadan dolayı üzülürler ama belli etmezler.

Eskiden babalar söylemez, yapardı; şimdi babalar söylüyor ama yapmıyor.

Hz. Peygamber kişileri değil yapılanları hedef alırdı. Birilerinin hatalarını gördüğünde onların yüzlerine karşı kızmaz ancak “ Bazılarınıza ne oluyor ki şöyle şöyle yapıyor… “ derdi. Anne ve babalar çocuklarını takip etmeli, hatalarını gördüğünde (“ sana diyorum kızım sen anla gelinim kabilinde “) hanım komşunun kızı falan var ya şöyle şöyle yapıyormuş… diyerek kızını veya oğlunu örtülü bir şekilde ikaz etmelidir

Anne ve baba çocuklarını hayata en güzel şekilde hazırlamalı. Anne ve baba ihtiyaç duyulan bilgi ve beceriyi öğrenmeli. Çocuklar yaşına uygun olarak ailesi ile camiye, pazara, kültürel gezilere, aile gezmelerine, akraba ziyaretlerine, taziye evine, mezarlıklara … götürülmelidir. Bilgisayar ve televizyonu ihtiyacı kadar kullanması gerektiği öğretilmelidir.

Yarının dünyasına göre hazırlayacağımız çocuklarımıza, yarının ihtiyacı olan bilgi, beceri, davranış, değer ve terbiyeyi veremezsek  ve  fazla korumacı yetiştirirsek çocuklarımız hayatın zorlukları ile mücadele etmede başarısız olurlar.

Anne ve baba çocuğunu ne müsrif ne de cimri olarak yetiştirmemelidir. Çocuklarımız sabrı, şükretmeyi, sevgiyi, saygıyı, paylaşmayı, helali, haramı… bizi biz yapan değerlerimizi yaşantımızla ve davranışlarımızla öğretmeliyiz. Gerektiğinde teşekkür etmeyi de, gerektiğinde özür dilemeyi de bilmeliyiz. Kısaca “Hayırlı evlat” yetiştirmeye çalışmalıyız.

Hurşit EKİNCİ