Mutlu Evlilik İçin Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

0
15

Evlilik, nikah yoluyla kadın ve erkek arasında şahitler huzurunda yapılan ve ilan edilen sözleşmedir. Evlilik insanın hayatında yaşayacağı en önemli olaydır. Evlilik sadece karşı iki cinsin bir araya gelmesi değil; hayatın, huzurun, sevginin, saygının, sabrın, sadakatin, fedakarlığın, hoşgörünün, sevinçlerin ve üzüntülerin paylaşılacağı aile yuvasının kurulmasıdır.

Evlilik Allah’ın emri, peygamberimizin sünnetidir. Dinimiz şartları uygun olan bekarların evlenmesini emretmektedir. Şartların uygun olması: “Ergenlik dönemine girmiş olmak, ilim tahsilini tamamlamak, ailesini geçindirecek kadar bir gelire sahip olmak, sağlıklı olmak ve evlenmeye mâni bir halin olmaması” olarak belirlenmiştir.

Günümüzde, ülkemizdeki evlenme yaşı sürekli yükselmektedir. Ülkemizde evlenme yaşı ortalaması erkeklerde 28,3’e, kadınlarda 25,7 ye çıkmıştır. Boşanma oranları %30’a çıkmıştır. Bu rakamlar her geçen gün yükselmektedir. Boşanma oranlarının artmasının ve evlilik yaşının yükselmesinin nedenleri ve sonuçları iyi araştırılmalıdır.

Evlilikte en önemli husus, evlenecek olan adaylarda aranan kriterlerdir. Günümüzde adaylarda aranan en öncelikli kriterler: Okumuş, diplomalı/melek sahibi olması, çalışıyor olması, zengin olması, yakışıklı/güzel olması… olarak öne çıkmaktadır. Çoğu zaman gençler birbirlerini buluyorlar ve ailelerin görüşünü almadan evlenmeye karar veriyorlar.

“İyi bir insan nasıl olur veya falan kişi nasıl biri?” diye sorulduğunda, o kişinin diploması, makamı, mevkii, maddi durumu sorulmuş olmaz. O kişinin ahlakı, güvenilir olup olmadığı, dürüstlüğü, kötü alışkanlığının olup olmadığı öğrenilmek istenilmektedir.

Evlilikte adaylarda, güzel ahlak, dürüstlük, güvenilir olmak, saygılı olmak, sabırlı olmak, hoşgörülü olmak, helali, haramı bilmek, kötü huy ve alışkanlıklarının olmaması gibi kriterleri göz önünde bulundurmak öncelikli olmalıdır. Peygamberimiz, “Bir insanın dünyada iken sahip olacağı en önemli şey; Saliha bir eş ve hayırlı evlattır.” buyurmaktadır.

Evlenecek adayların mutlu ve huzurlu bir yuva kurmaları için birbirlerini sevmeleri, diploma/meslek sahibi olmaları, ekonomik imkanlarının olması yeterli değildir. Evlenecek adaylar birbirlerine nasıl bir evlilik istediklerini, nasıl bir aile hayatı istediklerini, evlilikte anne ve babaların yerinin nasıl olacağı, varsa olumlu veya olumsuz alışkanlıklarının veya huylarının olup olmadığı, hobileri ve tarafların öğrenmek istediği diğer konular açıkça konuşulmalıdır.

Evlilik, yalnızca tarafların birbirlerini sevmeleri, birbirlerinden hoşlanmaları/beğenmeleri sonucu verilecek bir karar olmamalıdır. Evlenecek kişi, bir ömrünü birlikte geçireceği, hayatı birlikte paylaşacağı, çocuklarının anasını/babasını seçtiğini, her şeyini emanet edeceği, her türlü zorluklara birlikte göğüs gereceği, iyi ve kötü günde birlikte olacağı kişiyi seçtiğini unutmamalıdır.

Evlilik için anne ve babaların görüş ve rızaları alınmalıdır. Söz kesildikten sonra düğün geciktirilmemeli ve müsait olunan en kısa zamanda yapılmalıdır. Ekonomik gücü aşan lüzumsuz masraflardan, gösterişten, lüksten ve borçlanmalardan kaçınılmalıdır.

Düğün hazırlıkları ve düğün merasimi süresince gelin ve damat adayları duygularına ve dillerine mümkün olduğu kadar hâkim olmalı, duygu ve düşüncelerini daha dikkatli bir şekilde ifade etmelidirler. Aileler arasında olabilecek olumsuz davranışlara, taleplere karşı uzlaştırıcı bir dil kullanmalıdırlar. Ailelerin kültürleri ve adetleri arasında farklılıklar olabilir. Tarafların beklentileri tam karşılanamayabilir… Çıkabilecek sorunlarda uzlaşma ile orta yol bulunmalıdır.

Bu dönemde yaşanan olumsuzluklar yıllarca unutulmayabiliyor. Bu konularda uzman bir arkadaşın ifadesine göre, “Kızımın düğününde gereksiz masraf olmasın diye, kızımdan kına gecesi giyilen elbiseyi (bindallı imiş) almamasını istedim. Kızımda beni kıramamak için elbiseyi/bindallıyı aldırmadı. Aradan yıllar geçmesine rağmen hala kına gecesinde giymediği o elbise/bindallı için babasını suçluyor: “Benim özel günümdü, hayalimdi, sen giydirmedin…” diye suçlamaya devam ediyor.

Bir başka arkadaş, “Düğün gecesinde eşine yüzgörümlüğü takmadığı için, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen hala konunun zaman zaman gündeme gelindiğini, eşine o gün alması gereken altının on katını almayı teklif etmesine rağmen eşinin kabul etmeyip hala o günü gündeme getirmekte ısrar ettiğini…,” söylüyor. Konu basit gibi görülebilir ancak, ileriki hayatta gündeme gelip hoşnutsuzluklara sebep olabilir.

Düğün merasimi bitip, evliliğin ilk günleri geçtikten sonra kurulan aile yuvasında yeni bir hayatın sorumlulukları başlar. Evliliğin ilk günleri çok önemlidir. Çünkü en çok boşanma oranı evliliğin ilk yıllarında oluyor. Bu dönem çiftlerin birlikte yaşamaya ve uyum sağlamaya çalıştığı dönemlerdir. Bu günlerde taraflar birbirlerini dilemeli ve anlamalıdır. Eşlerin her birinin geçmişteki yaşam tarzları, anlayışları, adetleri, alışkanlıkları, hobileri, zevkleri, kültürleri… farklı olabilir.

İstanbul’da bir okulda velilere vermiş olduğum seminerden sonra, bana yardımcı olan Bayan Rehber öğretmenle güncel konular ve sorunlar ile ilgili sohbet ettik. “Yeni evli olduğunu, hamile olduğunu ve öğretmen olan eşinden boşanma aşamasında olduğunu,” söyledi.” Niçin ayrılmak istediğini sorduğunda, “Eşinin iyi bir insan olduğunu, ancak çok dağınık olduğunu, eşyalarını toplamama alışkanlığının olduğunu, ikazlarına rağmen huyundan vaz geçmediğini, bir gün eve geldiğinde evin düzenlenmiş olduğunu gördüğünü ancak daha sonra bütün eşyaların kanepenin altına atıldığını gördüğünü…” söyledi. Kendisi hakkında bilgi verirken, “Ailenin tek kızı olduğunu, biraz nazlı ve titiz yetiştirildiğini,” anlattı.

Bir başka arkadaş, boşanma nedeni olarak, “Eşinin yemek, temizlik ve ev işlerini yapmadığını, beceremediğini…” söyledi. Ev işlerini yapmayan bayana bunun nedenini sorduğumda, “Annem bana sürekli “ders çalış” deyip iş yaptırmadı, yemek yapmayı, temiz düzenli, tertipli olmayı öğretmedi. Şimdi de yemek yapmak, ev işi yapmak zoruma gidiyor…” diyerek annesini suçladı.

Eşlerin birçoğu okuyup diploma, unvan, para ve güç sahibi oluyorlar ancak ev işlerinde, iyi bir eş, iyi bir anne, iyi bir baba olmada, ailede huzur ve mutluluğu sağlamada başarılı olamıyorlar. İnsanlar yemesini, içmesini, konuşmasını, alışkanlıklarını, davranışlarını, becerilerini, duygularını kontrol etmeyi, çocukluktan itibaren anne ve babayı taklit ederek ailede öğrenirler.

Evlilikte sevgi, saygı, sabır, hoşgörü ve fedakârlık esas olmalıdır. Evlilikte karşılaşılan en önemli sorunlar evliliğin ilk günlerinde başlıyor: Bazı insanlar “anne ve babasını ön plana alıp, eşine ve aile yuvasına gereken değeri vermiyor” veya gelin hanım öyle olduğunu zannediyor. Eşler arasında konuşarak denge sağlanmalıdır.

Evlilikte anne ve babalar, sorulduğunda veya ihtiyaç duyulduğunda rehberlik etmelidir. Eşlerin işlerine ve yaşantılarına karışmamalıdır. Babalar ve anneler eşinin yanında, oğluna veya kızına hakaret etmemeli, alaya almamalı, küçümsememeli, gereken değeri vermelidir. Hatasından dolayı bir şey söyleyecekse yalnız, baş başa kaldıklarında düşüncesini uygun bir şekilde söylemelidir.

Evliliğin ilk günlerinde eşler birbirlerine saygı ve sevgiyle yaklaşmalı ve hoşgörülü olmalıdırlar. Eşlerden biri hata yaptığında suçlanmamalı, eleştirilmemeli uygun dille, beraberce doğru olanın yapılması sağlanmalıdır. Tatlı dilli, güler yüzlü ve güzel sözlü olunmalıdır. Unutmayalım ki, her ailenin yaşam tarzı, adetleri, anlayışları, kültürleri farklı olabilir. Evlilik öncesi özellikle anne ve babaların olumlu ve güzel tavsiyeleri önemlidir. Önemli olan iyi niyettir.

Evliliğin ilk günlerinden itibaren güzel anılar biriktirilmelidir. Karşılıklı olarak ne kadar güven duygusu verilirse; fedakârlık ve güzellikler yapılırsa, o fedakârlık ve güzellikler gelecekteki olması muhtemel olumsuzluklar karşısında tarafların birbirlerine sımsıkı bağlanmasını sağlar. Eşler iyi günde de kötü günde de birlikte olmalı, sevinçleri ve üzüntüleri paylaşmaları gerekir.

Eşlerin ikisinin de çalıştığı ailelerde; “yemek niye hazır değil, ev niye temiz ve düzenli değil…” gibi suçlamalar yapılmamalı, “şunu yapar mısın, şunu da getirir misin,” gibi taleplerde/davranışlarda hassas olunmalıdır. Unutmayın sesin tonu değiştikçe anlamı da değişir. Böyle bir durum eşler arasında güvensizliğe yol açar. Eşin “eşim beni sevmiyor, beni sevse bana yardım eder,” gibi düşünmesine neden olabilir. Eşin mutfakta işlerle boğuşurken eşin televizyon başında vakit geçirmesi doğru değildir, eşine yardım etmelidir.

Ailenin gelirine uygun harcamalar yapılmalıdır. Ailenin ihtiyacı öncelik sırasına göre belirlenmelidir. Gereksiz borçlanmalardan kaçınılmalıdır. Mümkünse gelirin bir kısmı tasarruf olarak ayrılmalıdır.  Unutmayın, “Bin liralık saatte aynı zamanı gösterir, yüz bin liralık saatte aynı zamanı gösterir.”

Bir kişinin makamı, statüsü mali imkanları ne olursa olsun, mutlu evliliği yoksa, evde eşi ile sürekli tartışıp kavga ediyorsa akşam olunca evine gitmek için can atmaz, gönülsüz gider. Eve gidince, “yine gereksiz konular gündeme gelecek, tartışmalar başlayacak,” diye düşünür.” Kişi evinde huzursuz ve mutsuz ise hayatın bir anlamı olmaz… Bazıları mutluluğu ve huzuru başka yerlerde aramaya başlar.

Kişinin sorunları ne olursa olsun, evinde onu dinleyen, o onu anlayan, onun her türlü sevincini ve üzüntüsünü paylaşan, sorunlarını çözmede yardımcı olan, ona destek olan bir eşin olması onu mutlu eder ve evine gitmek için can atmasını sağlar. Eşlerin birbirini anlaması, saygı göstermesi ve değer vermesi çok önemlidir. Değer veren değer görür. Saygı gösteren saygı görür.

Peygamberimizin ilk hanımı Hz. Hatice’yi, kendisinden daha yaşlı olmasına rağmen çok sevmesinin ve onu unutamamasının nedeni; Hz. Hatice’nin ona olan sevgisi, saygısı, ona değer vermesi ve fedakarlığıdır. Atalarımız, “İnsanın güzelliği çiçeğe benzer, mevsimliktir solar gider. Ahlakın güzelliği şafağa benzer ker gün yeniden doğar,” demişler.

Söylenilen kötü bir söz, yapılan olumsuz bir davranış; toprağa ekilen tohum gibidir, bir gün onu yapanın karşısına çıkar. Yapılan fedakarlıklar, iyilikler asla unutulmaz. Yapılan işler için teşekkür etmek, iltifat etmek çok önemlidir. Yemekten sonra yemeği yapan ve hazırlayan eşe teşekkür etmek, iltifat etmek aradaki sevgi ve güven duygusunu güçlendirir.

Anne ve babanın mutlu ve huzurlu olduğu ailede yetişen çocuklar da huzurlu, mutlu, özgüveni yüksek ve hayatta başarılı olurlar. Sorunlu çocuklar genellikle sorunlu ailelerde yetişir.

Çocukların başarılı olması için sadece akademik başarısına bakılmamalıdır. Çocuğun zihnen, bedenen olduğu gibi; ruhsal yönden, sosyal yönden, duygusal yönden iyi yetişmesi gerekir. Çocuğun hayatta başarılı olabilmesi için sağlam bir karaktere ve güzel ahlaklı olmaya ihtiyacı vardır. Çocuğun güzel ahlaklı ve sağlam karakterli olması için mutlu ve huzurlu aile ortamı çok önemlidir. Çocukların ahlakı, alışkanlıkları, davranışları, karakteri çocuk yaşlarda ailede oluşur ve gelişir.

Peygamberimiz Veda Hutbesinde, “Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır… Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.” Buyurmuştur.

Eşler Allah’ın emanetidir. İnsan Allah’ın emanetine gözü gibi bakar, ihanet etmez. Allah “iffetsizlik” (Nisa, 19) haricinde eşlerin boşamasını uygun görmemiştir. Peygamberimiz “insanların güzel taraflarına bakıp, varsa olumsuz davranışlarının veya alışkanlıklarının idare edilmesini,” tavsiye etmiştir. “Biriniz ateş olduğunda diğeriniz su olun,” demiştir.

Evlilik bir ömür boyu hayatı paylaşmaktır. Geçmişin aile hayatı anlayışı ile bugünün aile hayatı anlayışları farklılıklar göstermeye başlamıştır. Farklılıklar ne kadar olsa da, temel ihtiyaçlar değişmiyor: Sevgi, saygı, güven duygusu, fedakârlık, hoşgörü, değer görme arzusu. Her yaştaki evli insanlarla görüşmelerim oldu. Beklentiler genellikle aynı.

Yengeme ağabeyim ile arasının nasıl olduğunu sordum. Mutlu bir evlilikleri vardı. Ağabeyim emekli öğretmendi. Emekli olduktan sonra oğlunun diş kliniğinde, oğluna yardım ediyordu. Yengem, “Hiç iyi değil,” dedi. Merak edip niye diye sorduğumda: “Ağabeyin çok iyi bir insan ama yetmiyor. Akşama doğru eve gelirken telefon edip “hanım bir ihtiyacın var mı” diye soruyor, siparişleri eve getirip mutfağa bırakıp eline kumandayı alıp televizyonun başına geçiyor. İnsan konuşma ihtiyacı duyuyor. Eskiden çocuklar var iken onlarla konuşup ihtiyacımı gideriyordum. Onlar evlenip gidince evde yalnız kaldım. Konuşup içimdeki zehri akıtmak istiyorum. Bana değer verdiğini görmek istiyorum. Benimle konuşmasını, bana vakit ayırmasını istiyorum…” dedi. İnsanlar yaşlansa da beklentileri değişmiyor…

Bir insanın eşine en çok ihtiyacının olduğu zaman ne zamandır, bilir misiniz? İnsan yaşlandığı zaman gençliği, güzelliği, gücü, kuvveti gider. Çocuklar evlenip evi terk ederler. Çiftler evliliğin başında olduğu gibi hayatın sonunda da baş başa kalırlar. Eşlerin kendilerine yardım edecek, kendilerinden başka kimsenin olmayacağı günlerde, eşlerin birbirine yardım etmesi, huzurlu ve mutlu yaşayabilmeleri için evliliğin ilk günlerinde olduğu gibi sevgiye, saygıya, sadakate, fedakârlığa ihtiyaç vardır. Yaşlılıkta paylaşmak için evlilik boyunca güzel anılar biriktirilmelidir.

İnsanlar bu dünyadan göç ettikten sonra bile, geride insanların hafızalarında güzel anılar bırakması, insanların hafızalarında yaşamasına ve hayırla anılmasına sebep olur.

“İnsanların dünyada iken sahip olacakları en kıymetli şey; Saliha bir eş ve hayırlı evlattır.”

 

Hurşit Ekinci

Eğitimci- Yazar