Ben Nesli

0
1765

 

“Ben demek Şeytan işidir” diyerek söze başlayan annem, aslında yaptığı işte kibre düşmekten Allah’a sığındığını ifade etmek isterdi. Bu alçak gönüllülük aslında bir Müslümanın Allah’a rağmen bir şey yapamayacağının da şuurunda olduğunun göstergesidir. Bu ruh halinin tam karşılığı narsizmdir. Narsizm, aşırı kibir ve kendini beğenme, kendine adeta tapınma duygusu olarak tanımlanır.

İkinci Dünya Savaşından sonra kazananlar dünyaya da vaziyet etmeye başladılar. Bunun için , dünya çapında tek tip bir yaşam tarzını öngören ve insanlık tarihinde ulaşılabilinecek en ileri insanlık yaşantısı olduğunu iddia ettikleri “Batılı tipi “yaşam tarzını dikte etmeye başladılar. Dünyayı gelişmiş, gelişmekte olan ve geri kalmış  gibi sınıflara ayırarak ülkeleri sınıflandırdılar. Bu sınıflandırma sonucunda aşağılık kompleksine giren ve bu kompleksi üzerinden atmak isteyen sözde geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin sözde aydınları çözümü :” Batılıya ne kadar benzersek bizde o kadar gelişiriz” anlayışıyla Batıyı taklit etmeye başladılar. Bu süreç devam etmekte ve bunun yankıları ve izleri hepimizin şahit olduğu şeyler.

Bu kompleksli anlayış sonunda “evrensel eğitim anlayışı” adı altında Batılı eğitim sistemleri hayatımıza girdi. Ortaya çıkan ürüne ( nesle) şöyle bir baktığımızda durumun hiçte iç açıcı olmadığını ve kendi değerlerimizden ne kadar uzak bir nesil yetiştirdiğimizi kolaylıkla görebiliriz.

“ Ben Nesli ” denilen bu nesle şunlar telkin edildi: “İçinizdeki devi uyandırın, siz çok önemli birer kişiliksiniz. Kendinizi seviniz ve kendiniz olunuz. Öz güveninizi artırınız. Hiçbir şey imkânsız değildir, her istediğinize ulaşabilirsiniz. Yarışınız, elbette ki her biçimde ve şart altında kendinizi ifade ediniz. Kazanan ol. Sen özelsin. Sahip olmalısın. Hayatın senin, istediğin gibi, istediğin yerde yaşa. Bu beden sana aittir, istediğin gibi kullan. … “

Narsist duygularla kendini önceleyen ve fedakâr olmaktan ve diğerlerini düşünmekten hayli uzak olan bu nesil üreticileri tarafından da endişeyle izlenmektedir. NLP gibi kişisel gelişim programları ve okul müfredatları da  bunu körüklemektedir.

Vereceğimiz örnekte, gerekçe farklı olsa da bencil bir neslin ortaya çıkaracağı problemlerden dolayı bir ülkenin aldığı tedbirler dikkate değer:

Rusya’nın Stoletiy (Yüzyıl) dergisinin internet sayfasında  yayınlanan haber analize göre:

“ Çin’in ‘bir aileye bir çocuk’ politikası sonucu ailelerde büyüyen tek çocuğun ebeveynlerinden aşırı ilgi gördüğü, bunun sonucu da bencil, sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamayı düşünen şımarık bir neslin bağımsız bir hayata başlamakta olduğu belirtildi. Çin Komünist Partisi geçen yıl Ekim ayında ‘bir aileye bir çocuk’ politikasını terk etmeye karar verdi. “

Habere göre : “Tek Çocuk politikası sonrasında, yakın zamanda Çin’de de Batı’da olduğu gibi, kimsesi olmayan ve sosyal ilişkilerden kopuk olan yeni şımarık nesil, ülke yönetimine kendi çıkarlarını dayatmaya başlayacak. Bu eğilimin bir tezahürü, büyük metropollerde hiçbir sosyal ilişkisi kalmayan yüz milyonlarca yaşlı insanın  ortaya çıkması. Oysa daha birkaç on yıl önce bu ülkede bakıcısız kalan yaşlı insanların  bulunmasını hayal etmek bile imkansızdı. Çünkü o zamanlar tarihte olduğu gibi yaşlılara ailelerin genç kuşakları sahip çıkıyordu.

Bugün ise Çin gençliği sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamakla meşgul ve bunu başkalarının hesabından yapmasını asla umursamıyor. Evlenme çağına gelen genç kızlar yemek pişirmeyi bile bilmiyor. Ülkede sayısız toplu yemek yerleri mevcut. Ancak daha önceleri aile bireyleri ev mutfağında hazırlanan yemek masası etrafında toplanıyor ve bu farklı nesiller arasında ilişki ve dayanışmanı sağlıyordu.”

Ben neslinin ilgi  ve geleceğe yönelik planlarına bakıldığında; kısa yoldan zengin olmak, herkesin gözlerinin kendi üzerinde olduğunu hissettiren şarkıcılık ,oyunculuk, futbolcuk… gibi meslekleri daha çok tercih ettikleri ortaya çıkıyor. Ben nesli evlenmekten ziyade düğün yapmaktan hoşlanıyor. Herkesin gözünün üzerinde olduğu bir gelin veya damat daha cazip geliyor. En ilgi çekici (tuhaf) ortamlarda yapılan evlilik teklifleri ve bunu başkalarına göstermek evlenmekten daha cazip geliyor. Görünmek için yaşamanın en güzel örneği, mahrem alanların bile internetten beğeniye ( like) sunulmasıdır herhalde.

Bu ve buna benzer tezahürleri kendi ülkemizde de gözlemleyebilmekteyiz. Evlilik yaşı arttı. Karşı cinsle ilgili evlilik dışı beraberlikler eskisi kadar sorun oluşturmuyor. Televizyon dizileri bu tür birliktelikleri teşvik ediyor. Yeni nesil Amerikan dizileri cinsel sapıklıkları normalleştiren yayın politikası izliyor. Tükettiğiniz kadar toplumda bir değer sahibi oluyorsunuz. Sanal alem olarak tabir edilen internet ortamındaki ilişkiler ise başlı başına ayrı bir yazı konusu.

Bu sorunları sadece bir kuşak sorunu gibi algılamak bizi yanıltabilir. İnsan her zaman insandır. Kendi ile beraber doğuştan getirdiği fıtratı bozulmadığı sürece doğru yol üzeredir. Ama bu fıtrat dış faktörlerle olumsuz yönde dönüştürülebilmektedir. Bize düşense; yeni yetişen neslin kaybolmasına göz yumacak bir lüksümüzün olmadığının farkına vararak fıtratlarını diri tutacak bir sosyal yapı içinde onları eğitmemiz ve yaşatmamızdır.

Hasan EKİNCİ