Değerler Eğitimi: Sabır ve Şükür

0
3367

 

Sabır:  Karşılaşılan  haksızlıklara, belalara, musibetlere, hastalıklara, zorluklara, acılara, güçlüklere, sıkıntılara, dertlere, her türlü olumsuz tavır ve davranışlara karşı; öfkemize hakim olup, söz, davranış ve hareketlerimizi kontrol altına almaya, sonucu olgunlukla karşılamaya ve nefsi kötülüklerden uzaklaştırmaya çalışmaktır.

Sabır, bazen olacak bir şeyi beklerken mevcut koşullara dayanabilme, birlikte yaşamak zorunda olduğumuz insanların olumsuz söz, tavır ve davranışlarına karşı kendini tutma, öfkesine hakim olma, iradesini kontrol edebilme, zarar verebilecek söz, tavır ve davranışlardan kaçınma, olumsuz düşünmeme ve  olumsuzluklara dayanma gücüdür.

Hayatta her şeyin mükemmel olması veya her istediğimizi elde etmemiz mümkün değildir. İnsan yaşadığı sürece  her an olumsuzluklarla karşılaşabilir…

Bazen sağlıkla, bazen eşle, bazen çocuklarla, bazen anne ve babayla, bazen komşuyla, bazen kardeşlerle, bazen işle,  bazen iş arkadaşları ile, bazen beklentilerin gerçekleşmemesi…  ile ilgili sorunlarla karşılaşabiliriz.

Önemli olan: Olumsuzluk ilk geldiğinde sabretmektir.  İnsan olumsuzlukla karşılaştığı ilk anda kendini kontrol edemeyip  öfkelenirse; sağlıklı konuşamaz, sağlıklı düşünemez, sağlıklı hareket edemez, sağlıklı karar veremez…

Atalarımız ne güzel söylemiş: “ Öfkeyle kalkan zararla oturur”

Kişi olumsuzlukla karşılaşıldığı ilk anda kendisine hakim olmalıdır. Mümkünse konuşmamalı, ani hareketlerde bulunmamalı, ani kararlar almamalıdır… Öfkeyle söylenecek sözler, alınacak kararlar, yapılacak hareketler… sorunu büyütebilir. ..

Toprağa atılan her tohumun yeşerdiği gibi;  öfkeyle söylenecek her olumsuz sözde de ileride söz sahibinin karşısına olumsuzluk olarak  çıkabilir.

Olumsuzluğu en az zararla atlatmak için; sorunun durumuna göre: Konu hakkında bilgi sahibi olan insanlarla istişare edilmeli, görüş ve önerileri alınmalı, sorunun çözüm yolları araştırılmalıdır.

Kuran-ı Kerimde yetmiş den fazla ayette Allah(cc) sabrı emreder ve sabretmenin önemini ve güzelliğini açıklar. Allah sabırlı olmayı güzel bir davranış olarak belirtir. İnsanın başına  gelen her türlü olumsuzluklara  karşı alçak gönüllülük gösterip sabretmesi, Allah’a sığınması, isyan ve itaatsizlikte bulunmaması Allah’ın hoşuna gider.  Kuran-ı Kerimde Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin! Şüphesiz ki Allah sabredenlerle beraberdir.”  (Bakara -153)

“Andolsun ki sizi biraz korkuyla, biraz açlıkla ve biraz mal, can ve ürünlerden yana eksiltmekle deneriz; öyleyse sabredenleri müjdele. ”  (Bakara -155)

“Sabret! Şüphesiz Allah, iyilik edenlerin ecrini zayi etmez.”  (Hûd -115)

Nitekim Hz. Peygamber de şöyle buyurmaktadır:

“İmanı en üstün olan; sabırlı, cömert ve hoşgörülü olandır.” ( Hadis-i Şerif)

“Allah, sabredeni sever.” ( Hadis-i Şerif)

İnsan olumsuzluklarla karşılaştığı zaman kendisinden daha kötü olanlara (daha kötü de olabilirdi)  bakıp haline şükretmelidir. Empati yapmalıdır. Bardağın dolu tarafına bakmalıdır.Bardağın boş tarafına bakmak olumsuz düşünmektir.

Bardağın dolu tarafına bakmak, her şeyde bir güzellik bulmak insanı psikolojik olarak  rahatlatır. Sağlıklı düşünmesini, daha sağlıklı karar vermesini ve daha az hata etmesini sağlar.

Bazen insan sevdiklerini kaybeder, hayata küser: Bir yakınım, doktor olarak askerlik görevini yapmakta iken kaldığı evde vefat etmiş olarak bulundu.  Terhisine  iki aydan az bir zaman kalmıştı. Sivil hayatta bir ilçedeki hastanede başhekim olarak görev yapıyordu. Askerlik dönüşü evlenecekti. Hayalleri vardı… ama olmadı.

Evladının ölümüne annesi çok üzüldü… sanki dünyadan koptu. Aradan yıllar geçmesine rağmen oğlunun adı anıldığında hala gözleri doluyor. Şu anda üzüntüden şeker ve tansiyon hastası olmuş durumda. Aileyi ayakta tutan biri iken yardıma muhtaç biri haline geldi. Hastalıklarla mücadele ediyor. .. ölenle ölünmüyor.

Bazen insan amansız bir hastalığa yakalanır: Çok sevdiğim bir ağabeyim vardı. Allah rahmet eylesin. Çok zengin biri idi. Bir çok ülkede fabrikaları ve mağazaları vardı. Bir  gün rahatsızlandı. Yapılan tetkikler sonunda kanser olduğu anlaşıldı. Bu alanda dünyanı en iyi uzmanı olarak bilinen Japon Profesör ameliyat etti. Midesini tamamen aldılar. Ülkesine döndüğünde ziyaretine gitmiştik. Bize onca şeyi ikram etti , ancak kendisi hiçbir şey yiyemiyordu. Sadece boğazdan  az miktarda sıvı alabiliyordu.

Mümkün olsa da, o insana “sahip olduğun bütün zenginlikleri bana ver, sana sıhhatini geri vereyim “ diye teklif edilseydi, hiç düşünmeden kabul ederdi… Bir müddet sonra da vefat etti.

Hastalıklarla mücadele edenler, Hz. Eyüp Peygamberin hayatını iyi okumalı ve kendisi için dersler çıkarmalıdır. Sağlam iken malını, mülkünü, evlatlarını ve son olarak da sağlığını kaybetmesi… sabır ve şükürle yaşam mücadelesi vermesi ve başarması…

Bazen insanlar iş hayatında olumsuzluklarla karşılaşır, istediği makamı elde edemez ,  veya makamını kaybeder. Makamlar ve dünyalıklar araç olmalı, amaç olmamalıdır. Hepsi de gelip geçicidir.

 Bazen insan yapılan haksızlıklar veya haksızlık  olduğuna inandığı davranışlar karşısında öfkesine ve üzüntüsüne hakim olamaz. Üzüntüsü ve öfkesi kendisini yer bitirir. En acısı evinde huzur bırakmaz. İnsan iş hayatında yaşananları  mümkün olduğu kadar evine yansıtmamalıdır. Olayın çözümü olarak tecrübe sahibi insanlarla istişare edilmeli, gerektiğinde hukuki yollara başvurulmalıdır. Hayatımızda keşkelere yer olmamalı, iyikiler çok olmalıdır.

Bazı insanlar sözlerine dikkat etmeden konuşurlar: Bazen bilerek veya düşünmeden insanlar arasında laf taşırlar. “ Falan senin hakkında şöyle şöyle diyor… şöyle şöyle yapacakmış…” bu gibi insanlardan uzak olmak, sözlerine itibar etmemek gerekir.

Hakkınızda söylenen  kötü  bir söz size ulaştığında: Sabredilmeli, o anda söylenecek söze dikkat edilmeli ( insan sözü söyleyene kadar söze hakimdir. Söz ağızdan çıktıktan sonra söz o insana hakim olur), sonradan pişman olunacak kararlar verilmemeli, durumun doğru olup olmadığı araştırılmalıdır.

Kuran-ı Kerimde Allah (cc) şöyle buyuruyor: “ Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun aslını araştırın. Yoksa bilmeden bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz.” ( Hucurat-6)

İnsan iş hayatında bazen kazanır, bazen zarar eder, iflas eder, borçlarını ödeyemez, alacaklarını tahsil edemez durumuna düşebilir…  Hayat mücadeledir. İnsan bazen kazanır, bazen kaybeder. Sorunlar konuşmakla, istişare edilmekle, çözüm yolları aramakla çözülür… Ölümden başka her derdin bir çözüm yolu vardır. Ama öyle, ama böyle.  Zaman her şeyin üzerine sünger çeker, unutturur. Kaybedilen sağlık geri gelmez.

Bir insanın işi ne kadar iyi olursa olsun; evinde huzursuzluk varsa hayatın anlamı kalmaz, akşam olunca evine gitmek istemez. Yine akşam oldu diye hayıflanır. İnsanın  hayatında ne kadar olumsuzluklar olursa olsun; evinde onu teselli eden, ona destek olan bir eşi var ise evine gitmek için can atar. Evinde huzur ve mutluluğu bulur. Sorunların daha kolay üstesinden gelir. Mutlu ve huzurlu bir hayat en büyük nimettir.

Hz. Peygamber eşleri arasında neden Hz. Hatice’yi çok seviyordu? Hz. Hatice yaşça ondan daha büyüktü. Daha önce evlilik yapmış dul bir kadındı. Onun vefatından sonra bile onu unutamamıştı. Onun sağlığında iken ikinci bir evlilik yapmamıştı… Hz. Hatice en zor zamanlarında bile Hz. Peygamberin  yanında idi. Ona ilk inanan, onu ilk tasdik eden o olmuştu.

Güzel davranışlar, insanın zor zamanlarında yanında olmalar, onun hoşlanmayacağı tavır ve davranışlarda bulunmamalar, karşılıklı olarak birbirlerini mutlu edecek söz, tavır ve davranışlarda bulunmalar gönülleri fetheder, unutulmaz sevgilerin, huzurlu ve mutlu bir yaşamın kapısını açar.

Bazen aile fertleri arasında yaşanan tartışmalar, anlaşmazlıklar, kavgalar olabilir: Bazen aile içerisinde insanın eşiyle, çocukları ile, kardeşleri ile, anne ve babaları ile sorunları olabilir. Sorunların çözümünde empati yapılmalı, “ben ne dersem o” denilmemeli, istişare edilmeli, tarafların görüşleri alınmalı, insanları suçlanmadan önce kendilerini ifade imkanları verilmeli, olumsuzlukların nedenleri araştırılmalı, gerektiğinde bir uzmana müracaat edilmelidir.

İnsan rahatsız olduğu,  sürekli kavga ettiği, sevmediği ancak  birlikte yaşamak zorunda olduğu kişiye öfkelenirse hayatı hem kendisine hem birlikte yaşamak zorunda olduğu kişilere zindan eder. İnsan bazen  kendisini de yargılamalı, kendisinin de hata etmiş olabileceğini düşünmeli:

“Erdemli insan: Kendi hata ve kusurları ile uğraşmaktan başkalarının hata ve kusurlarını aramaya vakit bulamayandır. İnsanlar kendi hata ve kusurlarını bilselerdi utancından başkasının yüzüne bakamazlardı. Dolayısıyla başkasının hatasını arayamazdı”

Hatasız dost arayan dostsuz kalır. İnsan neyi ararsa onu bulur…   İnsan ne kadar hatalı olsa da o kişinin güzel taraflarına bakıp ortak noktada birleşilmelidir. İnsanlar birbirlerine karşı kötü davranırlarsa kötü karşılık bulurlar. Güzel davranırlarsa güzel karşılık bulurlar.

“Düşmanının dost olmasını istiyorsan; onun hakkında güzel konuş, o söz onu bulur. İnsan iltifatın kölesidir” (Mevlana)

Bir öğretmen arkadaşım anne ve babası ile bazı sorunlar yaşar. Acil paraya ihtiyacı olur. Babasından para ister. Babası kendisine: – “ Yerinde olsam gider kendimi  Asri Mezarlığın duvarına asardım” der. Öğretmen arkadaş babasının yanından ayrılır, Asri Mezarlığa gider ve Asri Mezarlığın duvarındaki demirlere kendisini asarak hayatına son verir…

Kişinin bazı anlarda, ağzından çıkacak sözünü özenle seçmesi gerektiği gibi, sözü işitenin de o söz karşısında hareketlerini kontrol etmesi, olumsuz söz, tavır ve davranışlardan kaçınması gerekir.

Bütün olumsuzluklar karşısında yapılması gereken şudur: Dünyanın bir imtihan dünyası olduğunu, Allah’ın insanları imtihan ettiğini, – “ Hayır da şer de (iyi de kötü de) Allah’tandır”- Allah’ın insanları bazen hayırla, bazen şerle imtihan ettiğini; hayırla imtihan edildiğimizde şükretmemiz gerektiğini, şerle imtihan edildiğimizde sabretmemiz gerektiğini bilmeliyiz. Böyle düşünürsek en azından öfkemize yenik düşmez, daha az hata eder, daha sağlıklı karar verir, durumu en az zararla atlatabiliriz.

Sabretmekle sağlığımızı koruruz. Hastalıkların en önemli sebebi : Sinir, stres ve üzüntüdür. Sabredemezsek kaybedeceğimiz en önemli şeyimiz sağlığımız olacaktır. Kaybedilen para kazanılır, kaybedilen imkanlar elde edilebilir… Kaybedilen sağlık geri kazanılamaz. Rahatsızlıklar  diğer hastalıkları tetikler…

Allah’ın vermiş olduğu aklı kullanıp olayları, yaşananları… muhasebe edebilmeliyiz: Benim elde etmek istediğim ( makamlara, imkanlara, mallara… ulaşanların başı göğe mi ermiş… ) imkanlara ulaşanlar her şeyini bırakıp ölmedi mi, bu dünyada onlardan geriye ne kaldı? diye düşünmekte, kendimize göre dersler çıkarmada yani empati yapmada faydalar vardır.

Bakıyorsun, adam çok zengin ancak sağlığını kaybetmiş. Sahip olunan zenginlikle  kaybedilen sağlık elde edilemiyor.

Koskoca Kanuni Sultan Süleyman bile : ” Dünyada sağlıktan daha kıymetli bir şey yoktur.” demiştir.

İnsan kaybettiklerinden ders almalı. Sahip olduklarının kıymetini bilmeli.

Bu ülke  malı ile mülkü ile, tacı ile tahtı ile övünen insanlara kaldı mı? Bize de kalmayacak.

Kaldı ki; “Hayır zannettiğimiz şey bizim için bir şer, şer zannettiğimiz bir şey bizim için hayır olabilir.”

Sabırsızlık iradenin zayıflığından kaynaklanır. Sabır insanı karanlıklardan aydınlığa çıkarır. “Sabrın sonu selamettir.”

Şükür, Allah’ın vermiş olduğu nimetlerin  kıymetini bilmek, alçak gönüllülük gösterip, güzel işler yaparak, güzel davranışlarda bulunarak;  vermiş olduğu nimetlerden dolayı nimetleri veren Allaha  teşekkür etmektir.

Şükür, her nimetin Allah’tan geldiğini bilip alçak gönüllülük gösterip, ona teşekkür etmektir. Şükür, Allah’ın verdiği nimetlerin emanet olduğunu bilip  yerinde sarf etmektir.

Hz. İbrahim Allah’dan almış olduğu ilahi emir gereği eşi Haceri oğlu İsmail ile birlikte, bugünkü Kabe’nin bulunduğu topraklara bırakır. Zaman zaman ziyaretlerine gider. Aradan yıllar geçer. Hz. İsmail büyüyüp evlenmiştir. Hz. İbrahim ziyarete gelir, kapıyı çalar. Bir bayan kapıyı açar. H. İbrahim eşinin nerede olduğunu sorar. Kadın eşinin avda olduğunu söyler. Hz. İbrahim eşi ve evlilikleri hakkında sorular sorar. Kadın hep olumsuz konuşur… Hallerinden şikayet eder… Hz. İbrahim ayrılırken kadına:” Eşine söyle evinin eşiğini değiştirsin” der. Kadın, Hz. İsmail eve geldiğinde durumu anlatır. Hz. İsmail gelenin babası Hz. İbrahim olduğunu anlar…

Aradan yıllar geçer, Hz. İbrahim Hz. İsmaili ziyarete gider. Kapıyı çalar, başka bir bayan kapıyı açar. Hz. İbrahim Hz. İsmaili sorar. Kadın eşinin ava gittiğini söyler. Hz. İbrahim kadına evlilikleri ve eşi hakkında sorular sorar. Kadın Elhamdulillah çok iyiyiz, geçimimiz iyi, eşim çok iyi bir insan… der. Hz. İbrahim kadına:” Eşine selam söyle evinin eşiğine sahip çıksın ” der ve ayrılır…

Yer aynı yer, ev aynı ev, gelirleri aynı… ancak insanların olaylara bakış açıları farklı… İnsan gerektiğinde azla yetinmesini ve sahip olduğu nimetlere şükretmesini bilmeli… İnsan mutlu olabilmek için her şeyde bir güzellik bulmayı ve şükretmeyi bilmelidir.

Allah (cc) Kuran-ı Keriminde şöyle buyuruyor: ” Allah, şükredene bol bol nimet verir”. (Fâtır- 30)

“Hazret-i İbrahim, Rabbinin nimetlerine şükretti, Rabbi de onu doğru yola iletti.” (Nahl- 121)

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:

“Cennetin bedeli : La ilahe illallah, nimetin bedeli:  Elhamdülillah (şükür)dır.”

Bir olumsuzlukla karşılaşan insan sabredip,  haline şükrettiği gibi, o olumsuzluktan kurtulmak için elinden gelen yapılması gerekeni yapmalıdır.

Sabır özellikle tavsiye edildiği halde, haksızlık karşısında susulmaması istenmiştir. Bir Hadis-i Şerifte: “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” buyurulmuştur. Haksızlık karşısında susmamak, hakkını savunmak, doğrunun  yanında olmak gerekir.

“Sabır acı ise de  meyvesi tatlıdır. Sabreden derviş muradına ermiş. Sabır Selamettir. Sabırla koruk helva olur” (Atasözü)

Bazen şer zannetmiş olduğumuz şeylerin bizim için hayır, hayır zannetmiş olduğumuz şeylerin şer  olabileceğini sabır ile öğrenebiliriz.

Sadece olumsuzluklara karşı sabredilmez: Bela ve musibetlere karşı sabır. İlim öğrenme ve ibadet etmede sabır.  Günah işlemeye karşı sabır gösterilmelidir.

Sabır denince;  Hz. Yakup peygamberin  oğlu Hz. Yusuf’un acısına sabretmesinden ve Hz. Yusuf’un kıssasından sabır adına alacağımız önemli dersler vardır.

İnsanın sevdiğine kavuşması için; uzun ve çetin yollar  aşması, uzun süre beklemesi gerekebilir. Kişi

çok istediği hedefe ulaşmak için yıllarca çalışmak zorunda kalabilir, büyük emekler harcayabilir, büyük fedakarlıklar yapmak zorunda kalabilir… Bu sürede ihtiyacımız olan tek şey sabırdır.

Sabır hazinedir. Sabır kurtuluştur. Sabır başarıya ulaşmaktır. Sabır Allah ile beraber olmaktır…

Sabır ve şükür insanlara tavsiye edilmiş ilahi bir reçetedir. Sabır ve şükür anlatmakla değil, yaşamakla öğrenilir.

Hurşit EKİNCİ