Helal Lokma ve Helal Kazanç

0
4301

 

Helal Lokma: Alın teri, el emeği ile  kazanılan veya  helal yollardan  elde edilen  parayla alınan yiyeceğe helal lokma denir.

Daha geniş anlamı ile helal lokma,  ilahi kurallara uygun olarak; yapılması veya yenip içilmesi yasaklanmayan ve meşru yollarla elde edilen;  yiyecek, giyecek, içecek, kıymetli eşya, ev, araç… kısaca insanın ihtiyacı olan her türlü maldır.

 “İnsan yemek için mi yaşar, yoksa yaşamak için mi yer?” Sorusuna verilecek cevaplar: çoğunlukla “yaşamak için”  olsa da; insanların yaşantıları bunu doğrulamaz.  İnsanların çoğunun en önemli arzuları:  Daha güzel yemek, daha güzel içmek, daha güzel giyinmek, daha güzel eşe sahip olmak, daha güzel eve sahip olmak, daha güzel binite sahip olmak… kısaca; daha güzel imkanların olduğu güzel bir hayat yaşamaktır.

İnsanın gözü doymaz, hep daha fazlasını ister. Hayallerimizde bile arzularımıza sınır koyamıyoruz… Hep daha fazlası, hep daha iyisi… hep bana, hep bana… İlk insandan günümüze kadar arzular hep  aynı… sadece eşyaların şekilleri değişmiş… O gün bir at idi… bugün falan marka otomobil…

Yenilecek lokmanın, içilecek içeceğin, giyilecek eşyanın… kalitesinden önce helal olmasına dikkat edilmelidir. Nefsi korumak, nesli korumak, malı, canı ve aklı korumak hep helal rızıkla mümkündür.

Allah (cc) Kuran-ı Keriminde: “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz ve helal olanlarından yiyin. Eğer siz yalnız Allâh’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin.” ( Bakara, 172)

Abdullah ibni Abbas (ra): ” Midesinde haram lokma olan kimsenin ibadetlerini Allah kabul etmez.” buyurmuştur.

Çünkü; rüşvet, faiz, gasp, hırsızlık, hile, yağmacılık, yetim ve öksüzün malı, buluntu mallar, haksız yolla elde edilen mallar…  helâl olmaz.

İnsanlar  var olanla yetinmemiş , hep daha fazlasını istemiş…. Normal yoldan elde edemeyince zorla, hile ile, yalanlarla, helal olmayan yollara başvurarak…  elde etmeye çalışmış. Bu yüzden dargınlıklar, kavgalar, hatta savaşlar olmuş…

Güzel yemek, güzel içmek, her istediğine sahip olmak…  kısaca “dünyalık” elde etmek hayatın birinci önceliği  olmamalıdır. Dünya malı amaç değil, araç olmalıdır. İnsan helalinden kazanıp, malı biriktirmeyip  ihtiyacı olanlara harcarsa, malın esir değil, efendisi olur.

Geçmişe bakın: “İstediklerini elde edenler, istedikleri gibi hayat sürenler… başları göğe mi erdi, yaşlanmaktan ve ölümden kurtulabildiler mi, öbür tarafa bir şeyler götürebildiler mi? “ Ölenlerin hepsi bir müddet sonra unutuldu. Öldükten sonra hatırlanan insanlar yedikleri ile değil, yaptıkları ile  hatırlananlardır.

İnsanların nefislerinin arzu ettiği şeylere ulaşmak istemeleri, bu uğurda çalışmaları yaratılışın  gereğidir. İnsanın ne pahasına olursa olsun istediklerini elde etmek istemesi doğru değildir. Başkalarının hakkını yiyerek , başkalarına zarar vererek elde edilen mal helal olmaz. Unutmayalım ki, yaptığımız ve sahip olduğumuz her şeyden hesaba çekileceğimiz bir “ hesap günü” var. O gün elbet gelecektir.

Hz. Peygamber. ” İbadetlerinizin  ve dualarınızın kabul olmasını istiyorsanız, hayırlı evlat istiyorsanız, evinizde huzur istiyorsanız; yediğiniz lokmanın helal olmasına dikkat ediniz”

“Ya Ali! …Şüpheli şeyleri yiyenin dini örtülü, kalbi kara olur. Haram yiyenin kalbi ölür. Dîni köhne, yakîni zayıf, duası perdelenmiş olur, ibadeti azalır.” buyurmuşlardır.

” İlim de hikmet de helal lokmadan doğar. Aşk da merhamet de helal lokmayla meydana gelir. Hasede, hileye, cehalete ve gaflete sebep olursa bil ki o lokma haramdır. Hiç buğday ekilip de  arpa hasat edildiğini gördün mü?.«   (Mevlana)

Ne yazık ki,  helâl lokma hassasiyeti  günümüzde neredeyse önemini yitirmiştir. Bir şeyler bize ikram edildiğinde, çoğu zaman sorduğumuz sorulara verilen cevap: “Üzümünü ye, bağını sorma!..” olmaya başlamıştır. Oysa insan bağını bilmediği üzümü yememelidir. Haram lokma korkusu insanda bulunmalı, şüpheli şeylerden kaçınılmalı, yediği  her şeye dikkat etmelidir.

İnsan yiyeceği bir lokma uğruna değerlerini bedel olarak bırakmamalıdır. Atalarımız : “Deveyi yardan (uçurumdan) aşağı atan bir tutam ottur.” sözünü boşuna söylememiştir.

Helal kazanç, ilahi kurallara aykırı olmayan, dince yasaklanmamış, alın teri ve el emeği ile  meşru   yollardan elde edilen kazançtır.

İnsan kendisinin ve ailesinin rızkını temin etmek için çalışmak zorundadır. Kazanılan paranın helal olmasına dikkat edilmelidir. Çalışırken  “ dikenli bir yolda çıplak bir ayakla yürüyor gibi” (kazandığım  parayı hak ettim mi,  sattığım malda hile var mı, aldığım hediyeler hakkım mı?…) yaptığımız işe ve kazandığımız paraya gerekli hassasiyeti göstermeliyiz.

Para ya kendi işini yaparak kazanılır, ya da ücretle başkasının işini yaparak kazanılır.

Kendi işini yapan kişi kazandığı paranın helal olmasını istiyorsa: Ürettiği veya sattığı malın özrünü alıcıya bildirmek zorundadır. Malını değerinin üzerinde bir fiyatla satamaz. Tüccarın İnsanlar almak zorundalar  diye, malını istediği fiyata satması helal olmaz.

Hz. Peygamber buyuruyor ki: “ Bir tüccar malım pahalansın diye ihtikar (stok) yapsa; stok yaptığı mal gerçekten pahalansa ve onu satıp kazandığı paranın tamamını hayrına harcasa, kazandığı sevap stok yaptığı için kazandığı günahını karşılamaz”

İbrahim bin Ethem Hazretleri: “Kemale erenler, ancak midelerine girenlere dikkat etmekle kemale ermişlerdir.” der.

Başkalarının işinde çalışanlar aldığı ücreti ve kendisinden istenilen hizmeti en iyi şekilde yapmak zorundadırlar. Bir memur: Mesaiye riayet etmek, kendinden istenilen işi zamanında yapmak, çalıştığı yere keyfi zarar vermemek,  vatandaşa güler yüz göstermek ve onların işini en iyi şekilde, en kısa zamanda yapmak zorundadır.

İnsanları sebepsiz yere bekletmek, kaba davranmak, bu gün git yarın gel mantığınca hareket etmek, makamın imkanlarını kendi menfaati için kullanmak, insanlardan çıkar elde etmek helal olmaz.

Hz. Peygamber, zekatları toplaması için bir memur görevlendirir. Memur zekatları toplar, getirir ve Beytü’l mal’e (devlet hazinesine) konulmak üzere teslim eder. Hz. Peygamber memurun yanında kalan bir miktar malı görür. Onun ne olduğunu sorduğunda, memur “ Bana hediye olarak verdiler” der. Hz. Peygamber “ Sen bu görevle görevli olmasaydın sana bu hediyeyi verecekler mi idi” diye sorar. Memur hayır cevabını verince Hz. Peygamber  o malları da alıp devlet hazinesine koyar.

Bir öğretmenin “Bu kadar maaşa bu kadar iş” demesi doğru olmaz. Kendi evladına öğretmeninin nasıl öğretmenlik etmesini istiyorsa o da o kadar öğretmenlik yapmalıdır.

Eskiden anne ve babalar  gelin ararken gençler de kendisine eş seçerken ev, araba, kariyer  öncelikleri değildi. Gelin ve damat adaylarında aranan en önemli şey: “helal süt emmiş” biri olsundu.

Bırakın haram lokmayı, insan şüpheli şeylerden (helal mi haram mı? belli olmayan) kaçınmalıdır.

 Nitekim Peygamberimiz(sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Helaller bellidir, haramlar bellidir.  Kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, ırzını ve dinini korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere dalarsa, harama düşmüş olur… “

Abdullah bin Ömer (r.a.): Namaz kılmaktan yay gibi, oruç tutmaktan çöp gibi kalsanız da, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmazsanız, Allah o ibadetleri kabul etmez. buyurmuştur.

“Kendi alın teri ve zahmetiyle elde ettiği helâl rızkı yiyen kimsenin üzerine, cennetin kapıları açılır ve istediği herhangi bir kapıdan içeri girer.”(Hadis-i Şerif)

“Allah, kulunu, helâl rızkı talep etme yolunda zorluk çekerken görmeyi sever.”(Hadis-i Şerif)

Hasan-ı Basrî Hazretleri de: “Bir adamın servetinin nereden geldiğini öğrenmek istiyorsanız, nereye harcadığına bakınız. Çünkü kötü kazançlar, israfa harcanır. ”demiştir.

“Yetimlerin mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını kendi malınıza katarak yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.”

“…Büyüyecekler (de geri alacaklar) diye o malları israf ile tez elden yemeyin…”

“Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz  karınlarına ancak ateş tıkmış olurlar. Zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.”

“Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hakimlere vermeyin.”

Haram lokma ile beslenen vücuttan Allah’ın rızasına uygun amel ortaya çıkmaz.

Peygamber Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurur;

“Öyle bir devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak.”

Hz. Ömer halifeliği zamanında geceleri Medine sokaklarında dolaşırken  bir evden gelen konuşmalara şahit olur:

– Kızım süte biraz su kat.

– Anne, halife Ömer’in süte su katılmasını yasakladığını bilmiyor musun?

-Kızım gecenin bu vaktinde Ömer nereden bilecek?

-Anne, Ömer bilmiyorsa da Allah biliyor ya!

Konuşulanları dinleyen Hazreti Ömer, daha sonra  o kızı kendi oğluna eş olarak ister. Gençler evlenir. Bu iki gencin neslinden ikinci Ömer olarak da adlandırılan Abbasi halifesi  Ömer ibni Abdülaziz dünyaya gelir.

Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kesinlikle hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir. Allah’ın Peygamberi Davut (as) da kendi elinin emeğini yiyordu”

 Alın teri, el emeği, göz nuru, helal kazanç  kutsaldır. “Az yemek, az uyumak ve az konuşmak” hayatı disipline edebilmektir.

“Başınıza gelen musibetler işlediğiniz günahlar yüzündendir”

Deniz ne kadar büyük olursa olsun, insan ancak kabının aldığı  kadarını alabilir.

“İnsan için ancak kendi el emeği ile kazandığı vardır”

Hurşit EKİNCİ

Eğitimci – Yazar

PAYLAŞ
Önceki İçerikDostluk ve Arkadaşlık
Sonraki İçerikSelamlaşma