Anne ve Babaların Yaptığı Hatalar-1

0
853

Çocuklar tertemiz, günahsız ve “ hiçbir şey bilmez olarak”   boş bir hafıza ile dünyaya gelirler. Çocukların “iyi veya kötü insan” olmalarında en büyük sorumluluk anne ve babalardadır.  Çocuklar anne ve babalarını kendilerine rol model olarak alırlar.

Çocuklar anne ve babalarının söylediği her sözü, yaptıkları her davranışı ve yaptıkları her işi iyi ve doğru olarak görürler. Çünkü anne ve babalar on yaşına kadar çocuklarının kahramanlarıdır.

Çocuklar en temel bilgi, davranış ve becerileri ailede anne ve balarından öğrenirler.

Çocuklar hayatına yön verecek alışkanlıklarını ( yeme, içme, konuşma, tertip ve düzen, giyim kuşam, çalışma disiplini, bir şeyin kıymetini bilme, tasarruf etme, müsrif olma…) ailede öğrenirler.

Çocuklar insanlara karşı davranışlarını (saygı, nezaket kurallarına uyma,  paylaşma, misafire ikram etme, insanlara yardım etme…) ailede öğrenirler.

Çocuklar sorumluluk alma, özgüven sahibi olma, iş yapabilme, insanlarla iletişimi, zorluklarla mücadele azmi…  gibi becerilerini ailede kazanırlar.

Çocuklar inançlarını, ibadet alışkanlıklarını, inancının hayatındaki yerini, ibadethanelere gitmeyi ve değerleri çoğunlukla ailede öğrenirler.

Çocuklara olumlu davranışlar kazandırma, dürüstlük, sevgi, saygı, helal kazancın önemi, kul hakkı, ana- baba hakkı, komşu hakkı, güvenilir olma…  gibi erdemler ailede öğrenilir.

Hayata yön veren davranışlar: Sabır, şükür, azla yetinme, öfkeye yenik düşmeme, heva ve heves (arzu ve istekler)in esiri olmama… ailede öğrenilir.

Çocukların karakter, irade, vicdan, duygu gelişimi, güzel ahlakı ailede gelişir.

Çocukları «iyi insan»  olarak yetiştirme hedefi ailede konur.

İnsanlar çoğunlukla, kendisinin başkalarına yaptığı iyilikleri görür, ancak başkalarının kendisine yapmış olduğu iyilikleri pek görmek istemezler. Başkalarının kendisine yaptığı kötülükleri görür, ancak kendisinin başkalarına yaptığı veya sebep olduğu kötülükleri görmek istemezler.

İnsanlar başkalarında hata ve kusur ararlar ancak kendi hata ve kusurlarını görmezler.

“Erdemli insan kendi hata ve kusurları ile uğraşmaktan başkalarının hata ve kusurlarını aramaya vakit bulamayandır. İnsanlar kendi hata ve kusurlarını bilselerdi utancından başkalarının yüzüne bakamazlardı.” (Hz. Muhammed )

Anne ve babalar bazen farkında olmadan çocuklarına kötü örnek olurlar ancak farkına bile varmazlar. Çocuklar, anne ve babalarının olaylar karşısındaki söz ve davranışlarından kendilerine göre mesajlar çıkartırlar.

Zaman zaman anneler veya babalar tarafından yapılan , “oturmalar”, aile ziyaretleri, komşu ziyaretleri, akraba ziyaretleri, işyeri ziyaretleri, işyerinde olan olumsuz olaylar veya eve gelen misafirlerde görülen hata ve kusurlar,  ailede veya başkalarının yanında gündeme getirilmemelidir. Sadece olaylardan alınan faydalı dersler varsa aile meclisinde paylaşılmalıdır.

Eğer siz bulunduğunuz yerlerde hata ve kusur ararsanız, o hata ve kusurları çocuklarınızın yanında paylaşırsanız, çocuklarınıza başkalarının hata ve kusurlarını aramayı öğretmiş olursunuz. Çocuklarınız gün olur sizin de hata ve kusurlarınızı araştırmaya ve yüzünüze vurmaya başlarlar.

Anne ve babalar zaman zaman empati yapmalı: “Birileri benim hata ve kusurlarımı arasa, beni bir yerlerde kötülese, aleyhimde konuşsa… tepkim ne olurdu” diye düşünmelidirler.

“ Müslüman başkasının elinden ve dilinden zarar görmediği kişidir. Müslüman kendisi için yapılmasını istemediği bir şeyi başkası için de yapmayandır” (Hadis-i Şerif)

Tarih boyunca gelin kayınvalide mücadelesi hep devam edegelmiştir. Çoğunlukla kayınvalidesi ile geçinemeyen gelin hanım, kayınvalide olduğunda gelini ile geçinemez…

Bazı insanlar, başkalarının kendisine yaptığı yüz davranıştaki doksan iyiliği görmez, hep kendisine yapılan on olumsuz davranışı görür, yaşadığı sürece de unutmaz..

Daha kötüsü,  o olumsuz davranışları aile meclislerinde zaman zaman gündeme getirir: “ Babaanneniz (veya anneanneniz, dedeniz… ) bana şöyle şöyle yaptı ”, “ şunu istedim de vermedi”, “ şöyle, şöyle söyledi”…  Hiç kimse o olaydaki kendi hatasını veya karşı tarafın o anki durumunu, meselenin iç yüzünü gündeme getirmez.

Konu gündeme geldikçe;  zamanla eşi ve çocukları da “o olumsuz davranışları yapan” kişi veya kişilere karşı olumsuz duygular beslemeye başlar. Olumsuz duygular kişiler veya aileler arasında sevgi bağlarını zayıflatır, ön yargılara, suizanna (niyet okumaya, birinin kötü bir iş yaptığını düşünme), güvensizliğe,  gereksiz kırgınlıklara yol açar.

Çocuklar hiçbir zaman “annem veya babam falan kişi/kişiler hakkında niye olumsuz konuşuyor, meseleyi birde ondan/onlardan dinleyim” demez. Çoğu zaman bu olumsuzluklar nesilden nesile aktarılır. Hata ve kusur arama alışkanlığı çocuklarda yaşam biçimi haline gelir de çocuklar farkına bile varmazlar.

Aileler veya kişiler arsında sorun varsa bu durum çocukları da olumsuz etkiler.  İnsanlar arasında olumsuz bir durum veya yanlış anlaşılma varsa insanlar birbirlerine şüpheyle bakar, karşı tarafın davranışlarını ve sözlerini olumsuz yorumlar. Her davranıştan olumsuz bir sonuç çıkarmaya çalışırlar.

Bir aile bayramda bir yakınını ziyarete gidiyor. Ziyarete gidilen kişi o anda ailesi ile başka bir yere gitmek zorunda, onlardan özür diliyor, gitmek zorunda olduklarını söylüyor. Sonuç: “Falanların evlerine kadar gittik de bizi evlerine bile almadılar.” Bu sözleri duyan o anne ve babanın çocukları ne düşünür…

Söylenilen söz ve davranışlar doğru olsa bile kazananı var mı? Yok.   Kaybeden: İki tarafta kaybeder, zamanla yaralar daha da büyümeye ve derinleşmeye başlar.

Allah (cc) bize “Allaha itaatten sonra anne ve babaya itaat etmemizi, onlara öf bile demememizi, sadece Allah’ın yapılmasını yasakladığı bir işi emretmeleri halinde anne ve babaya itaat etmememizi, sılayı rahimi,  yakın ve uzak akrabalarımızı,  komşularımızı ziyaret etmemizi, onlara iyilik yapmamızı” emrediyor.

Anne ve babalar çocuklarına bardağın hep dolu tarafına bakmasını, her şeyde bir güzellik bulmasını, her olumsuzluktan bile olumlu bir ders çıkarmalarını öğretmelidir.

Toplumun çekirdeği olan aile huzurun merkezi olmalı. Aile ile komşular ve akrabalar arasındaki bağlar güçlendirilmelidir. Olabilecek sorunlar ön yargısız, konuşarak çözülmelidir.

Birilerinin bize getirdiği haberin doğruluğu araştırılmadan karar verilmemelidir. İyi bir insan başkalarının olumsuz haberlerini getirerek insanların arasını bozmaz. İyi insanlarla dost olunmalıdır.

Anne ve babalar çocuklarının da olduğu meclislerde hep birilerinin eksikliklerini, yaptığı hataları, kusurlarını gündeme getirirse, o çocuklar da büyüdüklerinde hep insanların hata ve kusurlarını aramaya, görmeye ve konuşmaya başlar.

İnsanlar hakkında suizanda bulunmamız yasaklanmış, hüsnü zanda bulunmamız emredilmiştir.

Peygamber efendimiz insanların kusurlarını araştırmamış, insanların hatalarını yüzüne vurmamış,  isim vermeden, “ Bazılarınıza neler oluyor ki şöyle şöyle yapıyorlar… “ diyerek o davranıştan vaz geçilmesini istemiştir.

Bir mecliste gündeme gelen bir sahabe ile ilgili olarak, olumsuz konuşmak isteyen kişiye karşı, diğer sahabeler müdahale ederek, “ Ya Resulullah,  onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz” diyerek engel olmuşlardır.

Gerektiğinde insanlarda geçmişte gördüğümüz hataları affetmesini de bilmeliyiz. Kindarlık ve düşmanlık etmek kimseye bir şey kazandırmaz.  Atalarımız ne güzel söylemişler:  “Hatasız dost arayan dostsuz kalır.” “ O kadarcık kusur kadı kızında da olur.”

Düşmanlarımızı azaltmalı, dostlarımızı çoğaltmalıyız. Bunun yolu da insanlarla olumlu iletişim kurmaktan, olumsuzlukları büyütmeyip affetmekten, insanlara iltifat etmekten, iyilik yapmaktan geçer.

“İyi insan”, yapığı iyilikleri ve gördüğü kötülükleri unutan, gördüğü iyilikleri ve yaptığı hataları unutmayıp dersler çıkarandır. İyi insan, insanların hata ve kusurlarını aramayan, insanların gördüğü kusurlarını örtüp başkalarına söylemeyen, kendisine emanet edilen sırları saklamasını bilendir.

Anne ve babalar zaman zaman akraba ve komşu ziyaretlerine çocuklarını da götürmelidirler. Çocukların yanında onlar hakkında güzel sözler söylemelidirler. İnsanlar ve aileler arasında ne kadar olumlu iletişim olursa toplumda huzur ve mutluluk o kadar fazla olur.

Mevlana’nın sözü ile bitirelim: “ Düşmanının dost olmasını istiyorsan, onun hakkında güzel konuş. Birileri o sözleri ona iletirler. İnsan iltifatın kölesidir.”

Hurşit EKİNCİ

Eğitim Uzmanı