KENDİMİZLE YÜZLEŞEBİLMELİYİZ – Hurşit EKİNCİ

0
64

Kendimizle yüzleşmek; yaşadığımız olaylar, karşılaştığımız olumsuzluklar, içinde bulunduğumuz ve memnun olmadığımız durumlar karşısında kendimizi hesaba çekme, sorgulama, doğru ve yanlışı, hata ve kusurlardaki payımızı ve eksikliklerimizi görebilme ve kabullenmedir.

Yüzleşmek, kişinin kendi zayıf ve güçlü yönlerini bilmesi, kendisini ve yaptıklarını sorgulaması, hata ve eksikliklerini kabul etmesidir. Kişinin hatalarına, eksikliklerine, başarısızlıklarına mazeretler üretmeyi bırakıp, gerçeklerle yüzleşmesi, doğru olanı kabul etmesi ve doğru olanı yapmaya karar vermesidir.

Yüzleşme, kişinin düşünmesi, aklını kullanması, kendisini bir nevi sorgulaması, yargılaması; varoluş gayesine uygun yaşayıp yaşamadığını, olayları “mutlak doğrulara” göre mi yoksa kendi çıkarlarına ve nefsinin arzularına göre mi değerlendirip değerlendirmediğini sorgulaması ve sorumluluklarını hatırlamasıdır.

İnsanlar genellikle başkalarının hata ve kusurlarını görürler, başkalarının hata ve kusurlarını ararlar, kendi hata ve kusurlarını görmezler.  Başkalarını suçlarlar, şikâyet ederler ancak kendilerini hiç suçlamazlar. Kendileri ile yüzleşmezler, olumsuzluklarda paylarının olup olmadığını sorgulamazlar.

“İnsanlar kendi hata ve kusurlarını bilselerdi utancından başkasının yüzüne bakamazdı.”, “Erdemli insan, kendi hata ve kusurları ile uğraşmaktan başkalarının hata ve kusurlarını aramaya vakit bulamayandır.”, “İnsanların hata ve kusurlarını araştırmayınız.” Sözlerini kendimize rehber edinebiliyor muyuz?

İnsanlar genellikle kendisine yapılan iyilikleri pek hatırlamazlar. Ancak kendisine yapılan olumsuzlukları/kötülükleri unutmazlar. Bir insana 99 defa iyilik yapılsa, bir defa da istediği gibi olmasa/kötülük yapılsa; insan hep kendisine yapılan kötülüğü hatırlar, iyiliği hatırlamak istemez.

İnsanlar bir sorunla karşılaştıklarında; sorunun çözümüne katkıda bulunmak yerine başkalarını suçlarlar. Suçlamanın kendisine bir fayda sağlamayacağını, sorunu daha da büyüteceğini, suçlamanın insanları daha çok hırslandıracağını, suçlanan kişinin de karşı tarafı suçlayacağını ve insanlar arsında kırgınlıklara ve güvensizliklere neden olacağının farkına varmazlar.

İnsanlar memnun kalmadığı, rahatsız olduğu durumlarla karşılaştıklarında; “Hatalarda benim de payım var mı, sorumluluklarım var mı, neyi yapabilirdim de yapmadım?” diye kendisiyle yüzleşmeli, hatalarını kabullenmeli, eksikliklerini gidermeli ve üzerine düşeni yapmalıdır.

İnsan, olumsuz bir durumla karşılaştığında duygularına hâkim olmalı, öfkesine yenik düşmemeli, sorunu enine boyuna düşünmeli, gerektiğinde konunun tarafı ve uzman kişiler ile istişareler yapılmalıdır.

Kişi kendisine karşı olumsuz bir davranışta bulunulduğunda; hemen öfkelenip karar vermeden önce, o kişinin normal halini hatırlayıp, “Bu adam böyle bir davranışta bulunmazdı, bunu niye yaptı, bizim bilmediğimiz bir sorunu mu var?” diye kendisini sorgulamalı, karşı tarafı dinlemeli, yanlış anlaşılma varsa öğrenmeli ve gerektiğinde affetmesini bilmelidir.

Konuyu bir eğitimci olarak, eğitim boyutu ile paylaşmak isterim: Çoğu anne ve babalar çocuklarının her istediklerini yapıyorlar, her istediklerini alıyorlar.

Çocuklar okula başlayıp, anne ve babanın beklediği başarıyı gösteremediğinde, birde söz dinlemez sorunlu bir çocuk olduğunda; anne ve babalar okulu, eğitim sistemini, öğretmeni, arkadaşlarını ve çevreyi suçlamaya başlıyorlar. Çocukların başarısız ve sorunlu olmasında bizim de payımız var mı? diye kendileri ile yüzleşmiyorlar.

Anne ve babalar kendi hataları ile yüzleşmiyorlar, sorumluluklarını kabul etmiyorlar. Çocuklarının her istediğini almakla, her istediğini yapmakla, özel okullara, kurslara göndermekle sorumluluklarının bittiğini zannediyorlar. Anne ve babalar çocuklarının eğitimi ile ilgili her türlü bilgiyi öğrenmek ve uygulamak zorunda olduklarının farkında bile değiller.

Anne ve babalar çocuklarının hangi yaştaki zihinsel, bedensel, duygusal, ruhsal gelişiminin nasıl olduğunu, hangi yaşta; çocuğa nasıl yaklaşılması gerektiğini, hangi davranış ve alışkanlıkların kazandırılması gerektiğini öğrenmek zorunda olduklarını bilmiyorlar…

Çocuğun ilk ve en etkili öğretmeni annelerdir. Anneler güzel ahlaklı, başarılı ve sorunsuz çocuk büyütmek istiyorlarsa çocuk eğitimi ile ilgili gerekli olan bilgileri öğrenmek ve uygulamak zorundalar.

Anneler ailesini ve çocuklarını bekleyen tehlikeleri ve onlardan korunma yollarını öğrenmek zorundadırlar. Anneler çocuklarının yarının dünyasında nasıl bir eğitime ve beceriye ihtiyacı olacağını öngörmeli ve çocuklarını ona göre yetiştirmelidirler.

Çocuklar anne ve babalarını taklit ederek öğrenirler. Çocuklar yeme, içme, konuşma, nezaket kuralları, inanç ve ibadet ile ilgili konuları, temel alışkanlıklarını ve davranışlarını ailede öğrenirler ve yaşam biçimi haline getirirler.

Sorunlu çocuklar sorunlu ailelerde yetişir. Anne ve babalar çocuklarına olumlu rol model olmalıdırlar. Anne ve babalar nasıl bir çocuk istiyorlarsa kendileri öyle olmalıdırlar. Çocuklar anne ve babalarının takdir ettiği davranışlarının yaşam biçimi haline getirirler.

Yıllar önce Bağdat’ta azılı bir hırsız yakalanır. Mahkeme hırsızın kolunun kesilmesine karar verir. Hırsız ağlamaya ve bağırmaya başlar, “Esas suçlu annemdir, onu cezalandırın. Beni hırsız olmaya annem teşvik etti. Küçükken komşumuzun bir eşyasını çalmamı istedi. Bende eşyayı çalarak anneme getirdim. Annem bana “Oğlum adam olmuş, eli iş tutar olmuş” diye beni övdü. Annem yaptığım her hırsızlıktan dolayı beni takdir etti, bende annemin istediği gibi bir adam olmaya çalıştım. Asıl suçlu beni hırsızlığa alıştıran annemdir.” diye feryat eder…

Çocukların özellikle 3-6 yaş dönemi taklit ve ezber dönemidir. Bu dönem çocuğun karakterinin %70 ‘inin oluştuğu dönemdir. Bu dönemde çocuklara Allah sevgisi, peygamber sevgisi, dualar, sureler, değerlerimiz öğretilip içselleştirilmelidir. Çocuklara güzel ahlak temelli eğitim verilmelidir. Çocuklara olumlu davranışlar kazandırılmalıdır.

Evde aile saatleri yapılmalı, çocuklara yaşına ve gelişimine uygun sorumluluklar verilmeli, değerlerimiz öğretilmeli, güzel sözler söylenmeli ve güzel davranışlarla örnek olunmalıdır. Çocukları yetenekleri tespit edilip geliştirilmelidir. Çocuklara güzel şiir okuma ve ses eğitimi verilmeli, çocuğun kendisini ifade edebilme yeteneği geliştirilmelidir.

Çocuk yaşına ve gelişimine uygun hikayelerle, oyunlarla eğitilmelidir. Çocuklara değer verilmeli, gelecek için hayaller ve hedefler yüklenmelidir. Çocuğa hoşlanmadığı söz ve davranışlarda bulunulmamalıdır…

Anne ve babaların çocuklarının eğitimi konusunda yüzleşmeleri gereken konuları özetle paylaşmaya çalıştım.

Kişinin sadece çocuğunun eğitimi ile ilgili değil, hayatın her alanında; eşiyle, ailesi ile, akrabaları, komşuları, arkadaşları ile olan ilişkileri konusunda kendisiyle yüzleşmelidir.

Kişi sadece hatalı ve kusurlu olduğuna inandığı konularda değil, kendi eksikliklerini giderme, kendini yenileme ve geliştirme, nasıl daha iyi olabilme, nasıl daha faydalı olabilme konularında da kendisi ile yüzleşmeli ve gereğini yapmalıdır.

Kişi yaratılış gayesine uygun yaşamalı, sorumluluklarını bilmeli; eksikliklerini gidermeli insanlara faydalı biri olmayı yaşam amacı edinmelidir. Gerektiğinde empati yapmalı, bardağın boş tarafına değil dolu tarafına bakmalıdır.

Bir konu hakkında duyduğu olumsuz bir söz veya davranışla karşılaştığında başkalarının aklıyla, başkalarının düşüncesiyle, başkalarının sözleriyle karar vermemeli; bilginin doğru olup olmadığını araştırmalı ve ona göre kararını vermelidir.

Doğru bilgiye kaynağında ulaşıp, bilgiyi analiz edip, gerektiğinde istişare ederek karar verilmesi, daha sağlıklı karar verilmesini sağlar.

Bazı konularda bazen yanılabileceğimizi, çok güvendiğimiz insanların da yanılabileceğini, hiç sevmediğimiz ve güvenmediğimiz insanların da doğru tespitlerde bulunabileceğini düşünmekte fayda vardır.

Kişi yaratılış gayesine uygun yaşayıp yaşamadığını sorgulamalı, sorumluluklarının neler olduğunu bilmeli, sorumluluklarını yapıp yapmadığı ile yüzleşmeli, iyiyi, doğruyu ve güzel olanı yapmalıdır.

Kişi çıkarına ters olsa bile, doğruyu söylemeli, doğruyu yapmalı, doğruyu takdir etmeli, doğrunun yanında olmalıdır. Hayatın her alanında ve her anında “emrolunduğu gibi dosdoğru olabilmelidir.”

 

Hurşit EKİNCİ

Eğitimci- Yazar