İnsanat Bahçesi- Hasan EKİNCİ

0
1944

 

İnsan düşünen bir canlıdır. Düşünürken sorular uçuşur zihninde. Hele bu sorular insanın varlığı ve varlık amacına dair olduğunda daha da bir önemli hale gelir.

İnsan bu dünyada varlığını anlamlandıramadığı süre içinde kendi kendisi ve çevresi ile sağlıklı bir iliş kuramaz. Kendi içimizde varlığımıza dair soruları cevaplayamadığımız sürece huzursuz oluruz ve iç barışımızı sağlayamayız.

Ne zaman ki varlığımıza bir anlam veririz veya bu anlamı keşfederiz, işte o zaman çevremizle de sağlıklı bir iletişim kurarız. Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum? Hayatımın amacı ne ?… gibi sorular öyle yada böyle her insanın zihnin meşgul etmiş sorulardır. Bu tip sorular aynı zamanda insanı hayvanlardan ayırt eden anlam arayışıdır.

Hiç bir hayvan hayatın anlamı üzerine sorular soramaz ve bu sorulara anlam arayışına girerek yaşamını devam ettirmez. Hayvanlar doğuştan “bilfiil” ( yaşamını devam ettirebilmesi için gerekli olan beceri ve davranışları öğrenmiş )  olarak dünyaya gelir ve buna göre iç güdü ve  yetileriyle hayatını idame ettirir. Yani hayvan hayat tarzını hazır bulur ve bu hayat tarzına göre fiziki olarak donanımlıdır. Yeni doğan bir hayvan çok kısa bir sürede yetişkinlere benzer bir hayata adapte olur.

İnsan ise; doğduğunda bilfiil olmaktan ziyade “bilkuvvedir” (kendisinde var olan yetenekleri ortaya çıkarmak ve kullanmak zorundadır). Doğduktan sonra hayvanlara göre çok daha uzun bir süre ebeveyninin bakımına ve eğitimine ihtiyaç duyar. İşte insanı insan yapan veya insanlıktan çıkaran bu yaşam / eğitim sürecidir. Yani insan yücelme ve aşağılık olma kapasitelerine potansiyel olarak sahiptir.

Eğitim aile ocağında başlar, okul ve çevreyle devam eder. Yaşam boyu eğitim doğru bir ifadedir. İnsanın her yaş döneminde öğreneceği şeyler vardır. Eğitimin önemi burada ortaya çıkar.

Yetiştireceğiniz çocuğunuzu neye göre yetiştireceksiniz? Beklentileriniz nedir? Varmak istediğiniz amacınız nedir? Neslin nasıl yetiştirileceği hususu toplumun temel meselelerindendir.

Hayatta kalabilme mücadelesi için yapılan mücadeleler eğitimin bir parçasıdır. Hayatta kalma, temel ihtiyaçları sağlama, hastalıktan korunma, kendini savunma ve daha rahat yaşamak için alet edevat yapma… türünden şeyler insanın hayatını idame etmesi veya hayatını daha rahat ve konforlu geçirmesine yönelik şeylerdir. Maddi hayatın devamı  ve kalitesi için yapılan uğraşların elbette bir değeri vardır.

Allah mevcudatı  (evrende var olan her şey) insanlığın hizmetine sunmuştur.

Fakat, asıl önemli olan: Anlam arayışıdır. İnsanın varlığının  anlamı ve değeri nedir? sorusuna vereceğimiz cevaba göre eğitim anlayışımız şekillenecektir. İnsan başı boş, tesadüfler neticesinde dünyada bulunan bir varlık mıdır? Yoksa, varlığının anlamı, amacı olan ve buna göre de donanımlı olan bir varlık mıdır?

Şayet insanın tesadüfler neticesinde ortaya çıktığını ve buna bağlı olarak da dünyadan azami hazzı alarak yaşamasını temel değer veya amaç olarak belirlerseniz, bütün bunlara ulaşmak için de her türlü zulmü yapmak da meşru olacaktır.

İnsanlık tarihi savaşlar, zulümler ve acılarla dolu olduğu gibi  barış ve sükunun hakim olduğu dönemler de olmuştur. Bu iki durum devamlı oluş ve bozuluş şeklinde devam ede gelmiştir. Fakat son üç-dört yüz yıldır Batının hakim olduğu ve insanın maddi duruşunu yüceltip, insani değerleri maddi imkanların emrine veren materyalist ve insani öze ait değerlerden yoksun sözde medeniyet insanın fıtratını bozuma uğratmıştır. Bunun neticesinde insanlığın hiç görmediği iki dünya savaşı geçtiğimiz yüzyılda meydana gelmiştir.

Modern zihniyet insanı asli değerinden alaşağı ederek insanı “hız ve haz” peşinde  koşan ve bu amaçlarına ulaşmak için zekasını kullanan bir “hayvan” seviyesine indirmiştir. Batı, insana güvenli bir yaşam ortamı sunmuştur. Fakat bu güvenli ortamın karşılığında insanca yaşamamız rehin alınmıştır. Güvenlik ve rahat karşılığında özüne yabancılaşan insanların yaşadığı topluluğa olsa olsa  İnsanat Bahçesi denir.

Yavru deve annesine sorar: “Anneciğim, bizim sırtımızda niçin kambur var?” Anne: ”Yavrucuğum ona hörgüç denir. Biz develer çölde yaşarız. Çölde uzun seyahatlere çıkmadan önce hörgücümüze besin depolarız böylelikle pek çok hayvanın kat edemediği çöl yolculuğunu biz rahatlıkla yapabiliriz”. Bunun üzerine ”Anneciğim, bizim kirpiklerimiz neden uzun?” diye yavru deve tekrar sorar.” Bak yavrucuğum, biz develer çölde yaşarız. Çölde kum fırtınası sık olur. Kirpiklerimiz uzun olduğu için havada uçuşan kumlar gözlerimize girmez ve böylelikle rahat ederiz.” der anne deve. Küçük yavru deve devam eder sorusuna: ”Anneciğim bizim ayak tabanlarımız niçin bu kadar geniş?” Anne deve “ Bak yavrucuğum, biz develer çölde yaşarız. Çöl tabanı çoğunlukla kumdan oluşur .Ayak tabanımızın geniş olmasından dolayı rahat yol alırız ve kuma batmayız.” diye cevap verir. Bunun üzerine yavru deve “ O zaman biz niçin bu Hayvanat Bahçesinde yaşıyoruz?!!”

Kendimize soralım: Biz hangi dünyada yaşıyoruz? Her şeyin yerli yerinde olduğu ve varlık amacımıza uygun bir dünyada mı ? Yoksa kendimize ve çevremize yabancılaştığımız bir İnsanat Bahçesinde mi?

 

Hasan Ekinci