Zorluklarla Yüzleşme- Hasan EKİNCİ

0
1899

 

   Hayat, doğumdan ölüme bir eğitimdir. Eğitimin temel amacı; kişiyi hayata hazırlamaktır. Eğitim sadece okullarda verilmez. Eğitim aile ocağında başlar. Bunun için toplumumuzun temel yapı taşı birey değil ailedir. Yani, bir element olan hidrojen bireyi temsil eder. Hidrojende hayat yoktur ama oksijenle birleşerek suya dönüştüğünde  hayat bulur, hayat verir. Hayatın kökeni olur.

”Bütün canlılar sudan yaratılmıştır.” Bundan dolayı aile kurumunu korumak çok önemlidir.

   Ailenin ,kişinin yetişmesindeki önemi çok büyüktür. Anne ve baba, çocuklarına karşı fıtraten sevgi, şefkat ve merhamete sahiptir. Çocuklarını dış tehlikelerden korurlar. İşte tam da burada ölçü ve denge kaçırıldığında bu sevgi şefkat, merhamet ve koruma çocuklarının yetişmesinde zararlı olur. Eğitimciler buna “hastalıklı sevgi” adını vermektedirler.

   Anne ve babanın çocuğa karşı gösterdiği en büyük düşmanlık, sevgi diye çocuğa karış aşırı ilgi göstermek,  zorluklarla karşılaşmasını engellemek, her istediğini yaparak nazlı büyütmektir. Bu tutum çocuğun hayata karşı silahsızlanmasına sebep olmaktadır.

   Hastalıklı sevgi,  çocuğun büyüme sürecinde karşılaşıp mücadele etmesi gereken zorlukları anne-babanın göğüslemesidir. Anne-baba burada iyi niyetlidir. Çocuğunu korumak istemektedir. Hayatta mücadele ederek ulaşması gereken olgunluk anne ve babanın bu “hastalıklı sevgisi” yüzünden ortaya çıkamamakta ve çocuk pısırık, narin, kendine güveni olmayan ve kırılgan bir kişi olarak yetişmektedir.

   ”Emile “ adlı romanında çocuk eğitiminden bahseden  J.J. Rousseau  şöyle bir kanıya varmıştır: “Çocukların en mutsuzu, anne ve babaları tarafından lüks ve refah içinde şımartılarak büyütülen, dünyanın acı ve tatlı yönlerini  kavramaya , iniş ve çıkışlarını anlamaya bırakılmayan çocuklardır. Bu çocuklar güçlükler karşısında  hassas ve alıngandır. En küçük kötü olay onların huzurunu bozar, öylesine ki küçük bir olay yüzünden intihar düşüncesine kapılabilirler. Bu tür insanlar nimetlerin tadına varamaz. Aç kalmamıştır ki yiyecek bulmanın tadına varsın…”

Oysa, olgunlaşma ve tekamül ancak zorluklara ve belalara karşı mücadele verilerek elde edilir. İnsan kendisinde var olan yetenekleri ortaya çıkarmak ve kullanmak zorundadır. Yani her insanın bir cevheri vardır. Bu cevher üzeri küllerle örtülmüş bir haldedir. Kişi zorluklarla mücadele ederek bu küle üfler ve alttaki koru ortaya çıkarır.

   Hz. Ali , Basra valisi olarak atadığı sahabeye   verdiği öğüdün bir yerinde şöyle diyor: ” İnsanı zorluk içinde yaşama güçsüz kılmaz. İnsanı güçsüz kılan  nimetler içinde nazlı büyümesidir. Bahçıvan terbiyesi görmeyen çöl ve orman ağaçları daha sağlamdır. Ama bahçıvan bakımında büyüyen daha parlak ve güzel ağaçlar narin ve dayanıksız olurlar.

Yabani çöl bitkilerinin, diğer bitkilere nazaran hem ateşleri daha güçlü olur hem de yanış süreleri daha fazladır. Aynı şekilde çeşitli zorluklara katlanmış, belalar geçirmiş, sıcağı ve soğuğu tatmış kişiler, nimetler içinde nazlı büyüyen kişilerden daha güçlü ve dayanıklıdırlar.”

    Hz. Ali bir öğüdünde de şöyle diyor: ” Allah’ım sorun ve belalardan sana sığınırım demeyin. Allah’ım sorun ve belaların saptırıcı yönlerinden sana sığınırım deyin.”  Zorluklar ve belalarla yüzleşmeyi becerebilenler olgunlaşır , şahsiyet sahibi olur ve toplumda bir özgül ağırlıkları olur.

   Zorluklarla mücadele hususunda eğitim sistemimiz ne diyor acaba? Ne yazık ki eğitim sistemimiz, eğitimden ziyade öğretimi ağırlıklı olduğu için bu hususta iyi bir sınav veremiyor. Öğrenciler, verilen bilgileri sindirerek öğrenmekten ziyade, YGS veya LYS ‘de çıkar mı, bunun kısa çözülüş yolu var mı? arayışı içinde oluyor.

“Kısa yoldan çözüm” çocuklarımızın hayata bakış şekli haline geliyor. Ne yazık ki, bilginin değeri ancak sınavda sorulacaksa var, yoksa öğrenmek angarya haline geliyor. Bunun sonucunda da önemli ve önemsiz dersler ortaya çıkıyor. Oysa  ki bütün derslerin veriliş amacı vardır. Bu derslerin sınava endeksli olması yetersiz bir eğitimi beraberinde getiriyor.

   Konumuzu aşmadan sadede gelecek olursak:

   Zorluklarla mücadele hususunda dünya görüşümüz nedir?  Zorlukları  bir yük olarak mı görüyoruz, yoksa sermaye olarak mı görüyoruz?

  Unutmayalım ki, “Bir çuval un, eşeğe yük, ama fırıncıya sermayedir.”

Hasan EKİNCİ

Eğitimci-Yazar