Yanılgılarımızın Nedenleri ve Kurtulma Yolları

0
2384

 

Yanılgı: Yanlış davranış, yanlışı doğru veya doğruyu yanlış zannetme, hata yapma, yanılma,  doğru zannedilen şeyin yanlış olduğunu görme,  akla ve mantığa uymayan, gerçeklikten uzak olumsuz düşünce ve davranışlardır.

İnsanlar hayatları boyunca zaman zaman yanılabilirler veya yanıltılabilirler. Bu yanılmaların nedenleri: Bazen yanlış bilgilendirilme, bazen ön yargı, bazen aile ve çevre baskısı, bazen aşırı sevgi, bazen korku, bazen iyi niyet, bazen kendine aşırı güven, bazen gurur ve kibir…

Nedeni ne olursa olsun yanılgılar insanın hayatını etkiler. Bazen telafisi imkânsız zararlara, ömür boyu pişmanlık duyacağımız davranışlara neden olabilir.

Bazen bir şeye olan aşırı sevgimiz hata yapmamıza neden olabilir: “İnsanın bir şeyi aşırı derecede sevmesi insanı sağır, dilsiz ve kör yapar.” İnsan birini aşırı derecede severse onun hatalarını görmez, onun yanlışlarını söylemez, onun olumsuz sözlerini duymaz veya onun hakkında söylenen olumsuz sözleri duymazlıktan gelir.

İnsanda makam veya para sevgisi varsa onun yapacağı yanlışlar daha büyük ve daha üzücü olur. İnsandaki aşırı mal ve makam sevgisi, insandaki değerleri yok eder. Birilerinin kaybetmesine ve birilerinin haksız kazanç elde etmesine neden olur…

“İnsanoğlunun iki vadi dolusu malı da olsa insanoğlu üçüncü bir vadiyi ister. İnsanoğlunun göz boşluğunu bir avuç toprak doldurur” (Hadis-i Şerif)

Bazen insan olaylar karşısında aklıyla değil, duyguları ile hareket edebilir. İnsanın kini veya düşmanlığı adaleti uygulamasına veya haklıya hakkını vermesine,  onun iyi tarafını görmesine engel olabilir. Nitekim Kuran-ı Kerimde:

“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Maide suresi, 8) buyrulmaktadır.

Bazı insanlar, insanları birbirlerine düşürmek için bilinçli olarak olumsuz haberler getirerek İnsanları yanıltabilirler. “ falan senin hakkında şöyle şöyle diyor… denildiğinde bizde öfkelenir… O da şunu şunu yaptı, o da şöyle biri… diye konuşmaya başlarız.

Söz insanın ağızından çıkana kadar insan söze hâkimdir, söz insanın ağızından çıktıktan sonra söz insana hâkim olur. İnsan sonradan pişman olacağı sözleri söylememelidir.“ Esas pehlivan öfkelendiğinde öfkesini yenendir.”

İnsan kendisine gelen haberi sakin kafa ile değerlendirilmeli ve gelen haber başka kanallardan da araştırılmalı ve nedenlerini öğrenilmelidir.

“Ey inananlar, size fâsık (yoldan çıkmış) bir adam bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurat suresi, 6)

Bazen ailemiz, bazen arkadaşlarımız, bazen çevremiz…  Bizi yanıltabilir. Birilerini bize nedenini açıklamadan kötü olarak veya kötü olanı iyi olarak gösterebilirler. O konuda onlar gibi düşünmemizi ve onlar gibi davranmamızı isterler. O konuda onlar gibi davranırız da, hiç nedenini sormayız, ya da merak edip araştırmayız.

Aileler arasında kan davaları olur. Nedeni hiç konuşulmaz. Hep karşı tarafın yaptıkları olumsuzluklar anlatılır…  Düşmanlıkların son bulması için çaba gösterilmez…

Bazen makam sahiplerini etkili çevreler yanıltır. Liyakati olmayan insanları başarılı diye pazarlarlar. Bir insan henüz tanımadığı bir yere amir olarak atanırsa onun yanıltılması daha kolay olur. Çünkü çevreyi ve insanları henüz tanımamaktadır. Yine de acele edilmemeli birkaç kaynaktan araştırma yapılmalı, önerilen kişi ile konuşulmalı, geçmişte yaptıkları ve konu ile ilgili düşünceleri ve projeleri sorulmalıdır.

Bazı insanların doğruları menfaatlerine göre değişebilir.

İnsanlar arasında kırgınlık, dargınlık ve husumetin olması insanlarda ön yargıların oluşmasına neden olur. Bu durumda insanlar arasındaki iletişim zayıf olacağı için birbirlerini görmek istedikleri gibi göreceklerdir.

Önyargı: Bir kişi ya da bir olayla ilgili olarak, yeterli bir bilgi edinmeden peşin bir karara varmış olma durumu, belirli bir kişi veya grubun üyelerine, o gruba aidiyetleri dolayısıyla gösterilen olumsuz tutum, kendi düşünce ve yaşantısına uymayan veya olumsuz duygular beslediği kişi hakkında tek yanlı ve olumsuz düşünme durumudur.

Ailemizde veya çevremizde küçüklükten itibaren gördüğümüz her söz ve davranış, önyargımızın temel taşlarıdır. İnsanların duyguları, düşünceleri, yaşam tarzları, doğruları, değerleri… Yaşadığı çevreye göre şekillenir.

“İnsanların ön yargılarını parçalamak, bir atomu parçalamaktan daha zordur.” (Einstein)

Eğer önyargılar davranışa dönüşürse,  insanları dışlamaya başlarız. Haklı bir gerekçesi olmadan birilerinin kötü olduğunu düşünmek önyargının nefret boyutudur.

İnsanlar arasında sağlıklı bir iletişim yoksa üstelik aralarında bir de husumet varsa, insanlar birbirlerine kuşku ile bakarlar. Karşımızdakinin yaptığı her harekette, söylediği her sözde bir olumsuzluk ararız veya kötüye yorumlarız… Kesin şunu ima etti… şöyle demek istedi… Biri ile konuşsa kendi hakkımızda konuşulduğunu düşünür, baksa yanlış yorumlarız… Kısaca suizanda bulunuruz.

Suizan, birinin kötü bir iş yaptığını veya yapabileceğini zannetmektir. İnsanlar hakkında hüsnü zanda bulunmak gerekir.

Hüsnü zan, kişi hakkında olumlu düşünmektir. İspatlanmamış, dedikodu olan sözlere itibar etmemektir. Suç ispat edilmediği sürece kişi hakkında olumsuz düşünmemek, olumlu yorumlamak demektir.

“Ey iman edenler, suizan etmekten kendinizi koruyun! Zannetmenin bazısı günahtır.” (Hucurat suresi, 12)

Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Suizan etmeyin. Suizan, yanlış karar vermeye sebep olur. İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, münakaşa, haset ve düşmanlık etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden aşağı görmez.” (Hadis-i Şerif)

 İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: “Kim, zan ile başkasının kötü olduğunu kabul ederse, onun gıybetini eder, ona dil uzatır. Onu kötü, kendini iyi bilir. Bu da, helakine sebep olur.”

Yanılgılarımızdan kurtulmak için,  bir konuda karar vereceğimiz zaman duygularımız ile değil, aklımızı ile karar vermeliyiz. Aklı ile karar vermeden önce konu ile ilgili araştırmalar yapılmalı, gerekirse konunun tarafları ve uzmanları ile istişareler yapmalıdır. İstişare yapan insanın hata yapma oranı az olur.

Yanılgıya düşmemek ve yanılgıdan kurtulmak için kişinin haber kaynağının güvenilir olması, konunun birden fazla kaynaktan araştırılması, ani karar verilmemesi, istişare edilmesi, gerektiğinde akıl ve mantık süzgecinden geçirilmesi önemlidir.

Nasıl ki başkalarının, bizleri kendileri gibi düşünüp, kendileri gibi yaşamaya zorlamalarını istemiyorsak, bizlerin de başkalarını bizim gibi düşünmeye, bizim gibi yaşamaya zorlamaya hakkımız yoktur. Kendi düşünce ve yaşantımızın daha iyi olduğunu düşünüyorsak bunun yolu insanlarla konuşarak ikna etmek olmalıdır.

İnsanların yaşantısına, düşüncesine, kılık kıyafetine, başörtüsüne, toplumca kabul edilen genel ahlak kurallarına ters olmadığı sürece saygı göstermek zorundayız.

İnsanlara kılık kıyafetlerine, sahip oldukları makamlara veya zenginliklerine göre değer vermek yanlıştır. Şair ne güzel söylemiş: “ Eşeğin üzerine altından semer vursan eşek yine eşektir.” Önemli olan “ iyi insan” olabilmektir. İyi insan olmanın vasıflarını taşıyan her insan iyi insandır. Kötü insan olmanın vasıflarını taşıyan her insan kötü insandır.

Akıl bilginin, kalp duyguların (sevginin, nefretin, kıskançlığın, gururun, kibrin… ) merkezidir.

Toprakta, üzerine dikilecek bütün bitkilerin ihtiyacı olan maddeler vardır:  Toprağa gül dikersen gül biter, diken dikersen diken biter… İnsanın fıtratında (yaratılışında) Hz. Musa olmakta Firavun olmakta gizlidir…

İnsanın yaratılışında (makine ayarlarında) her duygu vardır. İnsanın fıtratında bulunan gadap (öfke) ve heva ve heves (arzu ve istekler) birçok kötülüğün kaynağıdır. İnsan iradesine sahip olup öfkesini kontrol eder ve arzu ve isteklerini frenleyebilirse hayatta başarılı ve mutlu olur.

Yanılgıdan kurtulmanın en önemli yolu, iyi insanlarla arkadaş olmak, iş arkadaşlarını alanında uzman, güvenilir, fedakar ve zaafı olmayan insanlardan seçmek, duyguların esiri olmamak, diline hakim olmak, nerde neyi ne kadar konuşması gerektiğini bilmek,  kalbinde makam ve mal sevgisi olmaması, duyduğu her sözü gerçeğin eleğinden geçirmek ve sırrını güvenilmeyen kişiler ile paylaşmamaktır.

İnsanlar tek doğrunun kendi düşünceleri ve yaptıkları olduğunu, başkalarının yanlış düşündüğünü veya yaptığını düşünmemeli, kendisinin de yanılmış olabileceğini düşünmelidir. Düşünce ve davranışlarını beğenmediğimiz insanları dinlemek, onlara kendilerini ifade etme şansı vermek insanlar arasında yanlış anlamaların ve ön yargıların önüne geçecektir.

Birbirimiz hakkında konuşmadan önce birbirimizle konuşmalıyız. Ancak insanlar arasında sağlıklı bir iletişim ve güven duygusu olmadan birbirlerini anlama ve düşüncelerine değer verme olmaz.

Yanılgılarımızdan dersler çıkarmalıyız. İnsanlarla olan iletişimimiz iyi olmalıdır. Zaman zaman empati yapmalıyız. Kendimiz için yapılmasını istediğimiz şeyleri başkası için de istemeliyiz. Kendimiz için yapılmamasını istediğimiz şeyleri başkaları için de istememeliyiz. Başkaları bizim elimizden ve dilimizden zarar görmemelidir. Kısaca olumlu düşünce ve davranışlara sahip olmalıyız. Dostlarımızı çoğaltıp düşmanlarımızı azaltmalıyız.

Mevlana’nı sözü ile bitirelim. “ Düşmanınızın dost olmasını istiyorsan onun hakkında güzel şeyler söyle. O sözler onu bulur. İnsan iltifatın kölesidir”

Hurşit EKİNCİ